MİMARLIK
394
MART-NİSAN 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

“Güzel, Verimli, Keyifli”: Şişhane Park

Deniz Güner, Doç. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

“Bulunduğu tarihî çevre içindeki konumunu ve topografik özelliklerini incelikle değerlendirmesi; kentliye geniş bir görüş alanı içinde duraklayabileceği, vakit geçirebileceği bir park, seyir terasları ve etkinlik alanları sağlaması; Haliç siluetine açılışındaki başarısı; geometrisi ve statik yapısıyla otopark kurgusuna yeni bir yaklaşım getirmesi; yoğun bir trafik ortamının tam ortasında farklı ulaşım araçlarına bağlanan ve yaya ulaşımına imkân veren konforlu bir yapıya sahip olması; nitelikli kamusal alan sayısının çok az olduğu ülkemizde yetkin bir proje ortaya koyması; yerel yönetim - özel teşebbüs ilişkisine örnek gösterilebilecek bir uygulama olması” nedenleriyle Şişhane Park, 2016 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödülü”ne değer görüldü. Yazar, her mimarın kendi projesinde bu projedeki kaygıları gütmesi ve kente yönelik yenilikçi sorular sorarak, “biraraya gelme” kültürünü devam ettirmeye yönelik yaratıcı taktikler geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

“Şayet çevrenizde olağanüstü insanlar varsa, onlar için olağanüstü mekânlar yaratmalısınız. Bu illa ki gösterişli veya mütevazı olmaktan geçmiyor; nereye giderlerse gitsinler onlara güzel, verimli, keyifli mekânlar sağlamaktan bahsediyorum.”(1)

TMMOB Mimarlar Odası’nın her iki yılda bir düzenlediği Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı’nın XV. Dönemi’nde, yani 2016 yılı Yapı Dalı kategorisinde Başarı Ödülü’ne layık görülen dört projeden birisi oldu Şişhane Park Kentsel Meydan ve Yeraltı Otoparkı. (Resim 1) Alexis Şanal ve Murat Şanal’ın 2001 yılında kurdukları ŞANALarc Mimarlık, Araştırma ve Kentsel Tasarım Stüdyosu tarafından hayata geçirilen, otopark-kentsel park-ticari birimler ve ulaşım aktarma noktası gibi birbirinden bağımsız programları bünyesinde başarıyla kaynaştırabilen bu karma kullanımlı yapı, Türkiye’de yaygın kabul gören ve beğeni kazanan konvansiyonların dışında farklı tasarım yordamlarının, dillerinin, tektonik ve repertuarlarının da hayata geçebileceğini bizlere gösteriyor. (Resim 2-7)

Karma kullanımlı bu yapı ve kentsel açık alan düzenlemesinin 2011 yılında başlayan hikâyesine yoğunlaşmadan evvel, Alexis ve Murat Şanal’ın bu coğrafya için sıra dışı sayılabilecek duruşlarına, Türkiye mimarlık ortamında yarattıkları tavır farklılığına, mimar pozisyonunda önerdikleri değişikliğe, alternatif ifade arayışlarına, ısrarla sürdürdükleri bilgi-odaklı, yenilikçi ve katılımcı tasarım yaklaşımlarına da kısaca değinmek gerekir. Ekibin kendi tabirleriyle “bilgi merkezli tasarım stüdyosu”(2) olarak tanımladıkları ve yapılandırdıkları ŞANALarc Mimarlık, Araştırma ve Kentsel Tasarım Stüdyosu, bir yanıyla bilgiye, öğrenmeye ve araştırmaya yatırım yaparken, diğer yanıyla kişisel bağlantılar üzerinden yeni iletişim ağları inşa etmeyi, “açık kaynaklı tasarım süreci” olarak adlandırdıkları disiplinlerarası aktörlerden ve tasarım süreçlerinden beslenmeyi mümkün kılacak organizasyonları, sosyal etkinlikleri ve zanaat bilgisini paylaşılabilir kılacak buluşmaları gerçekleştiriyor. Mimarlık pratiğinin “kümülatif bir süreç”(3) olduğunu düşündüklerinden, içinde yer aldıkları yerin ve coğrafyanın pratiklerini, zanaatsal veya enformel bilgi birikimlerini de araştırmaya, buradan yeni bilgiler üretmeye eğilimli bir mimarlık kanalını yaygınlaştırmayı deniyorlar. Bu yüzden mimari programları da verili olandan değil, sosyal yaşamın potansiyellerini ve ritüellerini irdelemek üzere biraraya getirdikleri mesleki bilgi topluluklarından veya düzenledikleri kültür organizasyonlarından üretmeyi ilke edinmişler: “Küçük bir orman kasabası veya dev bir metropol olsun, yenilikçilik daima aynı sorunu tanımlıyor: İnsanları biraraya getir, sinerji oluştur, bilgi yarat, mekânı bunları geliştirmek için kullan.”(4)

KATMANLI VE KOMPLEKS BİR YER İNŞA ETMEK

Günümüzde yaratıcı ve girişimci genç mimarların ortaya çıkmalarını sağlayan temel motivasyonların arasında, mekân üretiminin anlamının giderek genişlemesi, disiplinlerarası sınırların aşınarak mimarlık algısının radikal olarak dönüşmesi, mimarların etik anlamda daha angaje olmaları ve bunun sonucunda her türlü kaynağı yeniden ele almaya yönelik artan istekleri sayılabilir.(5) Alexis ve Murat Şanal’ın bir yandan sosyal hayatı güçlendirecek işlere olan tutkulu angajmanları, diğer yandan hem ofis yapılanmasında, hem iş yapma biçimlerinde hem de tasarım yöntemlerinde hiyerarşik olmayan bir yapılanmayı tercih etmeleri bu coğrafyada görmeye çok da alışkın olmadığımız türden bir duruşa işaret ediyor. Onların, çoğul-aktörlü bir ilişkiler ağı içinde çalışmayı, etkileşimli ve katılımcı bir çalışma kültürünü devam ettirebilmeyi, bilgi temelli mimarlık pratiği sürdürmeyi ve de teori-pratik ilişkiselliğine önem veren bir süreç tasarımı yaklaşımını benimsemiş olmaları, günümüz Türkiye mimarlığı içerisinde istisnai bir pozisyona işaret ettiği kadar, birçok genç mimar için de özendirici ve ilham verici bir duruşu temsil ediyor.

Alexis ve Murat Şanal’ın “yer” olgusuna ilgileri, fenomenolojik olduğu kadar anlatılar ve hikâyeler ile de inşa edilebilen(6), potansiyel ve olasılıklar ile biçimlendirilebilen, kısacası verili olmaktan ziyade inşa edilebilir bir anlayışla biçimlenmiş gözüküyor. Yalnızca fiziksel veya mevcutta var olan değil, henüz aktüel hale geçmemiş, “kuvve” olarak da yorumladıkları sezilebilen bir olgu “yer”. Bu nedenle, görünen kadar potansiyeller ve imkânlar da yer hakkındaki tasarımlarını ve tasarım süreçlerini açık-uçlu kılıyor. Bu açık-uçlu olma halini daha iyi anlayabilmek için Şişhane Park projesinin sürecine, mimarların ısrarla peşinde koştuklarına, öngöremediklerine veya vazgeçtiklerine kısaca bakmak gerekiyor.

Şişhane Park Kentsel Meydan ve Yeraltı Otoparkı Projesi fikrinin ortaya çıkışında etkili olan aktörlerin başında Anıtlar Kurulu yer alıyor. Anıtlar Kurulu’nun İstanbul’un Avrupa kesiminin en önemli tarihî alanına, Galata Suriçi bölgesine iyi bir ulaşım ağı ile ulaşmak ve tarihî bölge içine taşıt girişini azaltmak amacıyla bu boş alanda bir yeraltı otoparkı ve üzerinde de park yapılmasını önermesiyle süreç başlıyor. Bahsi geçen bölge, bulvar kenarındaki yeşil bir artık alan niteliğindedir. (Resim 8) Şişhane’den Tepebaşı sırtlarına ve oradan da Taksim’e kadar yaklaşık 2 kilometre kesintisiz olarak devam eden Tarlabaşı Bulvarı ile Refik Sağlam Caddesi’nin yanıbaşında bulunan proje alanı, bu büyük caddenin 1986-1988 yılları arasında açılması ve Galata ile Kasımpaşa bölgeleri arasında fiziksel bir bariyere dönüşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Daha öncesinde ise, Jacques Pervititch tarafından Türkiye Sigortacılar Daire-i Merkeziyesi adına 1922-1945 yıllarında hazırladığı haritalarda, bu alanda İtfaiye Kışlası’nın bulunduğu ve bir kısmının da boş alan olarak atıl durduğu görülmektedir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kamu-Özel İşbirliği (PPP) olarak hazırlatılan ilk projenin Anıtlar Kurulu tarafından uygun bulunmaması sonucunda projenin, ŞANALarc Mimarlık, Araştırma ve Kentsel Tasarım’a iş olarak gelişiyle birlikte, projenin tanım ve kapsamı da oldukça genişlemiş. Anıtlar Kurulu oldukça radikal ve yenilikçi bir yaklaşım ile otopark ve üzerindeki park alanının mevcut metro ulaşım ağına bağlanmasını ve bölgenin değerini ve kalitesini dönüştürecek, insanların toplanacakları kaliteli kamusal bir açık alan beklentisini daha işin en başında tariflemiş.(7) Çoklu ulaşım ve bağlantı merkezi, zeminaltı otoparkı ve açık kamusal alandan oluşan karmaşık bu projenin, tarihî Galata Surdibi’nde yapılacak olması nedeniyle, proje öncesinde ve esnasında alanda bir dizi arkeolojik sondaj ve tarama çalışmaları yapılmış.(8) Öte taraftan, yaklaşık 6 katlı ve 1000 araçlık kapasitede olması öngörülen yeraltı otoparkının Haliç tarafından çok az görünür olmak zorunda oluşu bir diğer bağlayıcı koşul olmuş. İlk günden itibaren, ses, ışık, trafik, zemin mekaniği gibi analizlerin yanı sıra kentsel, mimari, peyzaj, altyapı, trafik ve inşaat mühendislik alanlarından uzmanların eş güdümlü çalışmasını gerektiren zorlu projelendirme sürecine ek olarak, tasarım ekibinin katılımcılığı artırmaya yönelik geliştirdikleri “süreç tasarımı”, çoklu aktörü biraraya getirerek gerçekleştirdikleri koordinasyon ve strateji toplantıları, yerel esnaf ile yapılan görüşmeler, çevrede çalışanları ve yaşayanları da içine alacak bir kamusallık arayışının geliştirilmesinde oldukça etkili olmuş. Hem mekânsal programı ve kurguyu, hem katılımcı ve paydaş aktörleri hem de kente dair farklı bilgi türlerini biraraya getirmek, arındırmak yerine çoğaltarak “karmaşıklığı artırmak”, ekibin neredeyse bütün işlerinde görülen bir tasarım yaklaşımı olmuş.

Buna karşın mevcut durumla yetinmemek ve karmaşıklığı artırmak, beraberinde bir dizi problemi de getirmiş. Örneğin, tasarım sürecinde çoklu aktörler, disiplinler ve uzmanlıklar arasında bilgi akışını sağlamak, gerektiğinde bilgileri birbirine tercüme edecek arayüzleri, ortamları, koşulları, organizasyonları tesis etmek… “Kümülatif deneyim” konusunda neredeyse uzmanlaşmış bir ekibin tasarıma çeşitli noktalardan bakma başarısını farklı aktörleri, kurumları, oluşumları sürecin içine çekebilme stratejileri belirliyor. Bu bilinçle, tasarım sürecinin daha en başında Tarlabaşı ve hemen art alanında yer alan Galata, Beyoğlu ve Kasımpaşa bölgelerindeki potansiyelleri tetiklemek üzere aktörler, eylem stratejileri ve senaryolar geliştirilmiş.

Bölgenin dinamiklerini sürece dâhil etmek, insanların yaşam kalitesini artıracak, kaliteli ve etkileyici kentsel mekânlar oluşturmak amacıyla, proje alanının sınırlarının ötesine geçilerek, daha geniş ölçekte analizler yapılmış, diyagramlar hazırlanmış, İBB ve Anıtlar Kurulu ile paylaşılmış. Projenin etki alanı içinde yer alan birçok sorunlu alan için bir dizi iyileştirici fikir geliştirilmiş. Bunların bazılarından süreç içinde ya vazgeçilmiş ya da henüz aktüel hale gelemedikleri için potansiyel olarak kalmışlar. Beyoğlu Belediye (6. Daire) Binası’nın yanındaki açık otopark alanını ihtiyaç dışı kalacağı için park olarak düzenlemek (Resim 9), Şişhane Park’ın köşesinde konumlanan ve bölgedeki en önemli trafik düğüm noktası olan göbeği iyileştirmek, Şişhane Park üzerinde tasarladıkları yaya rampasını bulvarın karşı tarafına uzatarak, bir yaya köprüsü ile Kasımpaşa bölgesine bağlanmak fikirlerinden şimdilik vazgeçilmiş.

Tasarım ekibinin ısrarla peşinde koştukları farklı bilgi türleri, anlatılar, disiplinler ve aktörler ile zenginleşmiş, yoğunlaşmış tasarım sürecini yönetmek, karma programlar ve farklı bilgi akışlarıyla baş edebilmek üzere farkında olmadan üç tasarım yordamını geliştirdikleri söylenebilir. Öncelikle, fikirleri, akışları, etkileri, ağları ve benzeri yoğun anlatıları görselleştirmek üzere diyagram gibi soyut açıklayıcı grafik anlatılar yoluyla kendilerince bir iletişim dili kurmuşlar. (Resim 10) Öte taraftan, 1990’lardan itibaren uluslararası mimarlık ortamında yaygınlık kazanan diyagram, açıklayıcı olduğu kadar meşrulaştırıcı etkisi nedeniyle aslında bir hayli sorunlu bir anlatı aracıdır.(9) Ancak onların bu soyut diyagramatik dilleri, hesaplanabilir tasarım yöntemlerinin ve fraktal geometrinin etkisinde biçimlenmiş ve zenginleşmiş görünüyor. Karmaşıklık ile baş etmek üzere buldukları bir diğer yöntem ise, Bernard Tschumi’nin 1987’de gerçekleştirdiği Parc de la Villette projesi ile mimarlık gündemine soktuğu “katmanlılık” fikridir. Çeşitli bilgi türlerini farklı katmanlarda ayrıştırmayı öngören bu yaklaşım, programatik ayrışmanın yanı sıra strüktürel farklılaşmanın da önünü açmıştır. MVRDV’nin 2000 yılında Hannover EXPO’su için Hollanda Pavyonu’nda denediği, birbirinden farklı strüktür sistemlerinin üst üste katmanlar halinde istiflenmesi, Şişhane Park’ta da denenen sıra dışı strüktürel katmanlaşmanın öncüsü olarak görülebilir. Son olarak, yıllar önce Robert Venturi’nin semiyolojinin etkisiyle, keskin sınırların ve modernist ikiliğin aşılması olarak kavramsallaştırdığı karmaşıklık(10) günümüzde oldukça farklı bir içerik kazanmıştır. Yeni materyalizmin de dayanak noktaları olarak görülen, Gilles Deleuze’ün “katmanlar” ve “toplanışlar” (assemblages) üzerine yazdıkları(11) ile Manuel DeLanda’nın geliştirdiği teori sayesinde eklemlenmeler’in, kesintisiz, bütünselliği olmayan ve parçalarının yer değiştirebildiği, farklı ilişkisellikler kurabilen nitelikte olduğu yönündeki görüşü(12), mimarlıkta saha operasyonları, yüzey manipülasyonları, bağlantılılık ve performatiflik gibi yeni bakış açıları ve kavramsallaştırmaların da önünü açmıştır.(13) Tasarım ekibi bu yeni tür “karmaşıklığı” hesaplamalı tasarımın dokusal (pattern) ve geometrik dili ile kontrol altında tutmaya çalışıyor, onu çoğullaşmayı, eklenmeleri ve toplanışları mümkün kılacak bir araçsallaştırmaya tabi kılıyor. Projenin yer üstündeki katmanını oluşturan kamusal parkın geometrik dili, taşıyıcı sistemi, eklemlenmeleri ve toplanışları ile yeraltı otoparkının rasyonel ortogonal düzeni ve sıra dışı açıklıklara sahip taşıyıcı sistemi arasındaki fark da bu yüzden bilinçli bir tercih olarak keskinleştirilmiş: “Öte yandan semantik olarak, otoparkı dikdörtgen planlı ve üstteki parkı oval olarak planladık. Bu projenin çok erken safhalarında aldığımız bir karardı, çünkü bu iki işlev arasında bir bağ olmasını istemiyorduk. Üstteki parkta vakit geçirenlerin altlarında bir otopark olduğunu hissetmemelerini amaçladık ve iki farklı geometri seçtik. Bu da strüktürel koordinasyonda biraz zorluğa yol açtı ama şu anda otoparka gelenler üstlerinde bir park olduğunu fark etmedikleri gibi parktakiler de altlarındaki otoparkı hissetmiyorlar”.(14) (Resim 11)

Parkın geometrik kurgusu ve seviyelendirme sistemi de bir dizi arayışın sonunda netleştirilmiş. Materyal, tektonik, dokusal tasarım ve hesaplamalı tasarımın geometri dili ile biçimlendirilmiş bu yapay topografya, üst kısımlarında katlanmış üçgen döşeme plakları sayesinde kristalize bir form kazanarak derin bitkilendirmeye de imkân tanımış. (Resim 12) Tasarım sürecinde bu kısımdaki plakların sayısı, açısı ve yüksekliğinde değişiklikler yapılarak, bazıları elenmiş, seviyeler arasında yapılması düşünülen yürüyen merdivenler yerini eğrisel yaya rampasına bırakmış.(15) Alexis ve Murat Şanal’ın yer hissini ve bağlamı, anlatılar ile hikâyeler üzerinden kurma becerileri, parkın materyal kültürünün belirlenmesinde de belirleyici olmuş. Çevredeki esnafın zanaat bilgisinden faydalanarak, bölgede var olan materyallerin projede kullanımı, parkı deneyimleyenlerin bölge ile iletişim kurmasına yardımcı olması hedeflenmiş: “Bu alanın etrafındaki güncel miras, endüstriyel peyzaj ve küçük imalatçılar bizim için önemliydi. O nedenle de çevreden temin ettiğimiz malzemeleri oldukları halleriyle kullanmak istedik, tıpkı paslanmaz çelik korkuluklar ya da ahşap güverteler gibi. Bu gelişmiş imalat alanlarını vurgulamak istedik. Park içindeki ahşap güverte, aşağıdaki tersanelerdeki gemilerin güvertelerini hatırlatarak onlar üzerinde neredeyse bir konsol gibi yükseliyor, öte yandan da eskiden ahşap olan Haliç üzerindeki köprüleri anımsatıyor. Zannediyorum bunları bir şekilde geri getirmek istedik. İnsanların suyun üzerinde gibi hissetmelerini amaçladık.”(16) (Resim 13) Floranın renk, doku, ses ve koku olarak mevsimsel değişimi, günışığının eğimli ve keskin yüzeyler üzerinde yarattığı heykelsilik ve yansımalar, zaman içinde değişen ve çeşitlenen, yaşayan bir atmosfer yaratmakta.(17) (Resim 14)

TRANSFER: DAĞILMALAR, AKTARMALAR, TOPLANMALAR VE AKIŞLAR

Şişhane Park, karma kullanımlı ve katmanlı yapısı sayesinde birbirinden ayrışmış, düşey sirkülasyon hatları ile birbirine bağlanan kentsel park olarak tasarlanmış bir açık kamusal alan, onun altında kentin metro ulaşım ağı ve bağlantı merkezi olarak düzenlenmiş transfer katı ve onun da altında beş kat boyunca zeminaltı otoparkı yer almakta. (Resim 15) Yapının orta kesimi, insanların kentin farklı noktalarından gelip kendi araçlarını park ederek bölgeye dağıldıkları ya da ulaşım ağına dâhil oldukları; Beyoğlu ve Galata bölgelerinden gelen yayaların ise Refik Sağlam Caddesi’nin altından Kasımpaşa bölgesine dağılmalarına imkân veren, geçirgen olduğu kadar toplayıcı özelliği de olan bir transfer katı niteliğindedir. Bu kat, karmaşık geometriye sahip katlanmış plaklardan ve düzensiz bir strüktürel kurgudan oluşan kent parkının tüm yükünü karşılayarak, alt katlardaki dikdörtgen formlu düzenli ve geniş açıklıklı otopark sistemine yükü aktaran, strüktürel açıdan da bir geçiş katıdır.(18) (Resim 16)

Arazinin alt ve üst girişleri arasındaki 12 metrelik seviye farkını avantaja çeviren ekip, yapıda seviyelenmeler yaparak, en üst kotta bulunan park alanında bir seyir terası ve rampası; orta kotta, transfer ve çarşı katına girişi sağlayan korunaklı bir açık kamusal alan ve alt kotta yer alan otopark çıkışında ise, yerin altında oyularak oluşturulmuş bu negatif mekâna gün ışığı ve doğal havalandırmanın ulaşmasını sağlamış. Açık kamusal park üzerinde yer alan ve farklı etkinliklere evsahipliği yapması düşünülen amfi tiyatro ile çocuk oyun alanından (Resim 17) doğrudan giriş yapılabilen transfer katında açılacak dükkânların bu alanı sürekli yaşatması öngörülmüş. Metro istasyonu ile Kasımpaşa’ya bağlanan alt geçidin kesişiminde yer alan bu çarşı alanını desteklemek üzere, kapalı alan etkinliklerine evsahipliği yapması düşünülen bir de küçük toplantı salonu düzenlenmiş. Dükkânlar henüz faaliyete geçmeseler de, İBB’nin toplantı salonunu geçici olarak nikâh salonu olarak kullanma kararı, yapının daha fazla kullanıcıya hizmet vereceği anlamına geliyor. Bu doğrultuda, iç ve dış arasındaki sınırları eriterek belirsizleştirmek, Haliç manzarasından ve gün ışığından maksimum yararlanmak üzere çarşı katının giriş cephesi tümüyle şeffaf bir kurguda ele alınırken, iç mekânda sıcak bir atmosfer yaratmak amacıyla tüm iç bölücü yüzeyler ahşap malzeme ile kaplanmış.

ÇOK AMAÇLI OTOPARK

Günümüzde bedenimizin uzantısı haline getirdiğimiz herhangi bir teknolojik aygıttan çok daha derin anlam ve sembolik değerler atfettiğimiz otomobillerimiz ve onlarla kurduğumuz ilişki, genel geçer nesne fetişizminden çok daha karmaşık sorunsallara sahip olduğumuzu gözler önüne seriyor. Bedenimizin uzantısı olmanın yanı sıra kimliğimizin de yansıması olarak tahayyül ettiğimiz otomobilimizi “güvenli” bir yere park etme arayışımız da içinde yaşadığımız akışkan modernite çağının gündelik çilelerinden biridir. Bu çileli arayışa ek olarak, otopark mekânlarına yönelik film endüstrisinin yarattığı olumsuz algıya, deneyimlediğimiz niteliksiz otopark mekânları da eklendiğinde, otomobilden indikten sonra yapıyı bir an evvel terk etme isteğinin ve tekinsizlik hissinin çoğumuzda uyanması olağandır. ŞANALarc ekibinin en başından itibaren yıkmaya çalıştığı da otoparklara karşı oluşmuş bu olumsuz algı olmuş olmalı.(19) (Resim 18) Diğer yandan tasarım ekibinin bu çabası, otopark gibi yer-olmayan (non-place) bir alanı, içinden geçip gidilirken anı biriktirilmeyen bir mekânı, ötekilerle ancak bir

anlığına temas edilen karşılaşma noktasını bir buluşma noktasına dönüştürme girişimi, bir “yer-inşa etme” pratiği olarak da okunmalıdır. Bu hedef doğrultusunda, iç mekân tasarımı ve yönlendirme çalışmaları ile otopark katları “güzel, verimli ve keyifli” bir ortama dönüştürülmüştür. (Resim 19) Sahip olduğu keyif verici iç atmosferi ve 60 metrelik kesintisiz(20) açıklığa sahip kaliteli mekân kurgusu sayesinde, daha önce öngörülmeyen kullanımlara da imkân veren, mesela geçici çağdaş sanat etkinliklerine de evsahipliği yaparak, otopark algısını radikal bir biçimde değiştiren öncü bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. (Resim 20) ŞANALarc ekibinin en büyük başarısı ise, yapıyı salt bir deneyim alanı olmaktan çıkararak, çevresini şekillendirici, bölgeyi dönüştürücü, lokomotif bir mekâna dönüştürmüş olmalarıdır. (Resim 21) Bu radikal tavır bizleri, kentin ihtiyaçlarının ne olduğunu konusunda sorular sordurmalı, otoparkın ne anlama geldiğini yeniden düşünmeye itmelidir.

Alexis ve Murat Şanal’ın, bir alanın nasıl anlamlı bir yere dönüştürüleceği, geçip gidilen değil de içinde vakit geçirilecek nitelikli bir varış noktasına nasıl döndürüleceği, bir sivil meydanın, kamusallık için cazip bir mekânın, bir sinerji noktasının nasıl yaratılabileceği ve en önemlisi de metropolün bunu nasıl üreteceği, nasıl reaksiyonlar geliştirebileceği üzerine bir dizi soruyu sürecin en başından itibaren sormaya başladıkları anlaşılıyor. Bu amaçla alanın geçmişi, şu anı ve geleceğinden, kentin tarihsel geçmişinden, çevredeki mevcut imkânlardan ve olası potansiyellerinden ilham aldıkları da açıkça görülebiliyor.

Bizlerin de üzerinde düşünmemiz ve karar vermemiz gereken en kritik nokta, bu biricik örneği ve özgül durumu tek seferlik olmaktan çıkarabilecek kendi projelerimizde, kente yönelik yenilikçi sorular sorabilmemizi sağlayacak, “biraraya gelme” kültürünü devam ettirmeye yönelik yaratıcı taktikler geliştirecek, kültür ve yaşam döngüsünü değiştirecek, sosyal yaşamı tetikleyecek bölgeye özgü program önerilerinde bulunacak kadar istekli olup olmadığımızdır.

KÜNYE

Proje Adı         : ŞİŞHANE PARK

Proje Yeri        : Beyoğlu, İstanbul

Proje Müellifi   : Murat Şanal, ŞANALarc

Proje Grubu    : Alexis Şanal, Begüm Öner, Cibeles Sanchez Llupart, Orkun Beydağı, Merve Akdağ Öner, Hazar Arasan, Leo Pollock

Danışmanlar   : Alexis Şanal (Kentsel Tasarım), HARTEK Harita Teknoloji (Trafik)

İşveren            : İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve KGY (Karaköy Gayrimenkul Yatırımları)

Yapımcı          : KGY (Karaköy Gayrimenkul Yatırımları)

Statik              : YBT Yapısal Tasarım Hizmetleri

Mekanik          : AKIM Mühendislik

Elektrik           : ESAN Mühendislik

İç Mekân Tasarımı: ŞANALarc

Peyzaj Tasarımı: Arzu Nuhoğlu Peyzaj Tasarım

Fotoğraflar      : olivve.com, Reşad Çoban

Proje Tarihi     : 2011

Yapım Tarihi   : 2014

Toplam İnşaat Alanı: 32.000 m2

 

 

 

Bu icerik 838 defa görüntülenmiştir.