321
OCAK-ŞUBAT 2005
 
MİMARLIK'TAN

UIA 2005 İSTANBUL’A DOĞRU

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • EAAE Atölyesinden Notlar...
    Deniz İncedayı

    Doç.Dr., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık Bölümü; Yayın Komitesi Üyesi.

DOSYA: Sayisal Mimarlik

  • Evler Senfonisi
    Gürhan Tümer

    Prof.Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü, Yayın Komitesi Üyesi



KÜNYE
DOSYA: Sayisal Mimarlik

Non Standart Mimarlıklar: Bir Serginin Ardından

Zeynep Mennan

Doç.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

“Non standard mimarlıklar”(1), dijital ortamda son on yıldır süregiden deneysel bir mimarlık araştırmasına verilen yeni bir ad, sergi ile tanımlanan yeni bir kavram. ‘Non standard’ aslında bilgisayar destekli tasarım ve üretim süreçlerini de hızlandıran devrimci bir matematik analizinin adı. Ancak, deyim ayrıca en basit sekli ile “standart olmayan” anlamında da kullanılarak bu yeni mimari üretim üzerinden standart, standardizasyon, tip ve norm gibi modernist kavramları yeni okumalara açıyor. Bu çift gönderme ile dijital mimarlıkta non standardizasyon kavramını matematik, geometrik ve tekno-bilimsel altyapısından taşırarak tarihsel, kuramsal, toplumsal ve ekonomik yeni okumalara açmak ve bu üretimi hem güncel hem de tarihsel olarak konumlandırmak amaçlandı.

Matematik Altyapı

Non standard kavramı matematik alanında ünlü matematikçi Abraham Robinson’un 1960’larda Princeton’da verdiği seminerler ve 1966’da yayımladığı Non Standard Analysis kitabı ile ortaya çıkıyor.(2) Kabaca açıklamak gerekirse, non standard analizin matematik alanında tanınan önemi, sonsuz küçük ile sonsuz büyüğün (infinitesimal) ve sonsuz sayıların hesap ve analizini ilk defa sağlam bir formel ve mantıksal temele dayandırmasına bağlanıyor. Non standard analizin Fransız ekolünü kuran matematikçi Georges Reeb, Abraham Robinson’un non standard analizini, Leibniz, Euler, Poincaré, Gödel gibi matematikçilerin yüzyıllar süren uzun çabalarının ve düşlerinin gerçekleşmesi olarak tanımlıyor. Sezgisel olarak çekici görünen ama bir türlü ciddi bir matematiksel yöntemle ele alınamayan infinitesimaller, Robinson ile ilk defa meşruiyet kazanıyorlar. Non standard analiz böylece infinitesimallerin kullanımını diferansiyel hesap ve mantık alanlarında geliştiriyor. Bunun uygulamaları fizik, hesapsal mantık, sistem teorisi, topoloji gibi pek çok alana yayılıyor. Robinson’un kendisinin bile IBM’de danışman olarak çalıştığı sırada, non standard makro-ekonomik modellemeler yaptığı biliniyor.

Sonuçları mimarlık alanını etkileyen uzantılarına bakarsak, non standard analiz bir yanda bilgisayar bilimleri, bilişsel bilimler ve yapay akıl alanlarındaki çalışmaları yeniden örgütlüyor. Diğer yanda ise morfojenetik çalışmalara ve karmaşıklık kuramlarına ivme veriyor (Örneğin, René Thom’un Katastrof Kuramı veya Robinson’un asistanı olan Benoit Mandelbrot’un Fraktal Kuramı, non standard analiz ile açılan yeni morfojenetik araştırma alanları). Mimarlık alanında son yıllarda oldukça etkinleşen morfojenetik araştırmaları, yani hareket ve dönüşüm halindeki canlı veya cansız maddenin biçimsel özellikleri üzerine çalışmalar, süreklilik paradigmasının içinde yer alan non standard analiz ve karmaşıklık kuramlarının çalışma alanı. Ancak, süreklilik paradigmasının standart matematiğin ulaşamadığı noktalara varmasını hızlandıran bir etken de bilgisayar bilimlerindeki gelişme. Bir zamanlar ulaşılamayan alanlar ve gözlem ölçekleri, hesap ve kanıt, sonsuz küçük ve büyüğün bilgisayar destekli metodolojiler aracılığı ile araştırılmasıyla artık açılıyor. Topoloji alanındaki uygulamaları geometride çok önemli dönüşümler sağlayarak uzam anlayışını yeniden tanımlıyor.

Yeni Bir Endüstriyel Üretim Mantığı

Algoritmik sistemlerin ve uygulamalarının genelleşmesi, ve ‘non standard’ tarafından verilen bütün dillerin birbirine çevrimi (çeviri ve uygunluk anlamında) dijital araç ve yöntemlerin, ve buna koşut olarak da üretim araçlarının homojenleşmesi sonucunu getiriyor. Mimarlık alanında da giderek bilgisayar destekli tasarımın temsili bir araç olmaktan çıktığını ve projenin tasarımı ve üretimi arasındaki evrelerin eridiğini görüyoruz. Bilgisayar destekli freze makineleri veya hızlı prototipaj teknikleri hergün gelişirken, artık fiziksel olarak üretebildiğimiz neredeyse tasarlayabildiğimizden başka sınır tanımıyor. Tasarım ve üretim arasındaki bu eşzamanlılığa varan ve temsilin erimesi olarak adlandırılabilecek durum serginin ana teması. Bu durum kuşkusuz endüstriyel arayüzün çözülmesi ile olanaklı hale geliyor.

Sergiye katılan mimarlardan, endüstriyel üretim rejimindeki bu değişimi örneklemek üzere özel prototipler geliştirmeleri istendi. Çok sayıda yeni proje ilk olarak burada sergilendi ve yayınlandı. Bu prototiplerin Centre Pompidou’nun plazasında sergilenmesi, hatta Paris’in çeşitli bölgelerine yayılması düşünüldüyse de güvenlik açısından gerçekleştirilemedi. Böylelikle Centre Pompidou’nun Forum adı verilen giriş alanını asıl serginin gerçekleştiği Güney Galerisi’ne anneks bir alan olarak kullanarak, burada sergiye katılan mimarların non standard tasarımlarına yer verdik. Bu alan “Carrefour de la Création” (Tasarım Kavşağı) adı altında endüstriyel tasarım proje ve prototiplerinin sergilenmesine ayrılıyor. Serginin bu bölümü “bilgisayar dosyasından fabrikaya” (“File to Factory”) teması altında, tasarım ve üretimin eşzamanlığını vurguluyor ve çaydanlıktan kentsel tasarıma uzanan bir ölçek erimesine işaret ediyor.

Sergiye katılan mimarlardan Bernard Cache (Objectile) non standard üretimi endüstriyel olarak seri halde üretilen ama her biri değişik, tekil nesneler olarak tanımlıyor. Bu tip bir üretim için endüstriyel üretim süreçlerinin, giderek artan tekillik taleplerine adapte olabilmek için bir dizi değişim geçirmeleri gerekiyor. ‘Customization’, endüstriyel yinelemeye seçenekler üretilebilmesi için standart modelden arızi olarak ayrılmaya izin veren bir normdan sapma yönündeki ilk denemeydi. Ancak non standard’dan farkını belirtmek için bir tür ‘de-standardizasyon’ olarak adlandırabileceğim ‘custom design’ önceden tanımlı bir biçimsel katalog içindeki çeşitleme ve seçenekleri genişletirken, non standard biçimin çeşitlenme alanı sonsuz ve belirsiz, ne bir model / tip’ten yola çıkıyor ne de bir son ürünü var. Algoritmik sistemlerin kullanımı ile sürekli biçim değiştiren non standard ürünün herhangi bir anını maddeleştirmek olası. Gelişen üretim teknikleri böylelikle tasarım ve üretim arasındaki evreleri sürekli azaltıyorlar. Bu tip bir endüstriyel üretimin devrimci yönü, her biri tekil olan bu ürünlerin hepsinin aynı üretim hattından çıkması. Başka bir deyişle, aynı anda seri ve tekil bir üretim söz konusu. Non standard seri üretim, mimarlığın son üründen sürece doğru zaten kaymış olan ilgisini teknik ve materyel süreçlerle destekliyor. Son ürünün sürekli ertelendiği, sürecin hiç bitmediği bu üretim norm ve form arasında da değişen bir ilişkiye işaret ediyor: Burada, açık-uçlu bir dizide şekillenen bir biçim katalogunun sürekli yeniden tanımladığı, sabit olmayan, formla eşzamanlı kayan bir norm söz konusu. Normun sabitliğine karşı pozisyon alan bir üretim biçimi bu ve bir model veya tipe yeniden işaret etmeyen tekillikler doğururken normatif temeli sürekli kaydırıyor.

Sergide, dijital mimarlıkların güncel sorunsalının, biçim verme süreçlerini yeniden tanımlayan bu endüstriyel üretim mantığında yattığına işaret etmek istedik. Dijitalin gelişine eşlik eden ilk kuşak söylem bir demateryalizasyon, sayısal olanda buharlaşma ve sanallık söylemi idi. Burada açılan ikinci kuşak söylem, bir yeniden maddeleşme, başka bir deyişle kuramsal ve eleştirel ilgimizi hakeden bir dijital konstrüktivizm.

Sergi, non standard araç ve süreçlerle açılan bu dijital konstrüktivizmi, başka bir deyişle, mimarlığın bu yeni endüstriyel rejimini, modernist standart ve standardizasyon kavramları ile karşı karşıya getiriyor. Görüldüğü gibi non standardizasyon modernist normativiteye önemli bir meydan okuma getiriyor ve yeni bir normativite tanımı gerektiriyor. Böylelikle ‘non standard’’ın ikinci anlamına, ‘standart olmayan’’a geliyoruz. Non standard üretim mantığının giderek endüstriyel üretim ve bilgi teknolojilerine hakim hale gelmesi standart’ın normatif temeline, tipoloji ve standardizasyon gibi modern kavramlara, ve öngördükleri uzam kavramına yeniden eğilmeye çağırıyor.

Bir Biçimsel Evrim Kuramı (3)

Non standard’ın mimari jenealojisini kurarken standardizasyon ile sanatsal yaratıcılık, ya da tipiklik ile tekillik arasında gidip gelen ve kendini organik-mekanik tartışması içinde kaydeden modern bir çift kutupluluğa yer verildi. Modern mimarlıkta her zaman var olan iki karşıt uzam tanımı ve temellendiği iki karşıt geometrinin (Euclidien ve Non-Euclidien) açılımı araştırıldı. Serginin içinde bir sergi olarak adlandırılabilecek yaklaşık 300 siyah-beyaz görselden oluşan bir tarihsel ikonografi, erken moderndeki standardizasyona karşıt ama koşut topolojik arayışlara yer veriyor ve sergilenen non standard projelere karşı modern bir jenealojik bant olarak karşılık veriyor.

Bilindiği gibi modernist projenin etkin paradigması olan mekanik paradigma, endüstriyel seri üretim normları ile biçimsel normların çakışması, dahası bu çakışmanın gelişen kitle toplumuna doğrulatılması ile meşruiyet kazanır. Standardizasyon, tipin, modelin ve normun, mekanik araçlarla kendini yineleyebilirliği, stabilitesi ve yetkinliği anlamına geliyordu ve toplumsal, teknik ve biçimsel normların birlikte okuması, mekanik paradigmanın birlik ve nesnellik (sachlichkeit) iddialarına temel kazandırmaktaydı. Ancak, 20. yüzyılın ilk on yıllarındaki avangart tartışmalarda biçim sorunsalı etrafında rasyonel/irrasyonel, nesnel/öznel, işlevsel/sanatsal çiftlerinin sürekli yeniden gelmesi, mekanik paradigmanın zaferinin de tam olmadığına işaret eder. Evet, regülatif norm mekaniktir ve seri olarak üretilemeyen organik dışlanmıştır ama organik tartışması da, normun kendisini ölçtüğü ve tanımladığı karşı zemin olarak sürekli gündemdedir. Organik, doğal ve canlı olan olarak tanımının ve buna bağlı olarak taşıdığı bütün biçimsel özelliklerinin yanısıra, rasyonel ve nesnel olanın alanından dışlanmışlığı da temsil eder. Organiğin bu anlamsal muğlaklığı onu modern normativitenin karşı kutbunda yer alan, karşı modern bir araca dönüştürür. Modern normativite içinde negatif olarak tanımlanan organiğin sanat-tarihsel açılımı da böylece zarar görür. Biçimsel süreç olarak ucu-açıklığı, belirlenemezliği ve bir dışsal norm tarafından değil de, kendinden üremesi ile organik, nesnelleştirmeye direnmekte ve kaygı yaratmaktadır. Kişisel, öznel, sezgisel bir süreç olan organik biçimsel süreç sistematik analizden ve nesnel estetik kalıplardan taşmaktadır. Tipik formların sabitliğine karşı canlı olanı, hareket ve dönüşüm halinde olanı, yani morfojenezi öne çıkarmaktadır.

Sergideki projelere baktığımızda, organiği, dinamiği, canlılığı tazelenmiş bir ilgiyle geri getiren yeni bir biçim vokabüleri görüyoruz. Biçimsel durağanlık, burada sürekli gelişen morfojenetik yeteneklerde yakalanan bir mimari vitalizme ve ekolojizme teslim olmuş görünüyor. Dik açı eğrilerde eriyor, biçim, sürekli çeşitleme ve değişim içinde kendinden taşıyor, hem çevresini hem de kendini biçimlendirecek veriyi ve kuvvetleri kapsıyor ve kaydediyor. Uzamın salt parametrik bir değer olduğu bu yeni uzamsal paradigma içinde, madde ve maddenin bilgisi beraber açılıyor. Yeni bir uzamsal ve biçimsel paradigma görsel ve plastik repertuarı, artırılmış bilgi içeriği ile kalınlaşan ileri derecede karmaşık gestaltlar yolu ile genişletiyor. Bu yeni biçimler, modern organiği hatırlattıkları için tanıdık gelmekle beraber ilk organik formlardan farklılaşıyorlar. Hesapsal ve biyolojik çifte öze sahip bir paradigma içinde, erken organiği geliştiren, bilgilendiren, artırılmış bir organikle karşı karşıyayız. Standardizasyonun rehin aldığı organiği özgürleştiren bu non standard organik yeni bir sürüm.

Burada kelimenin her anlamında bir gestalt çevrimi yaşıyoruz. Yani Gestalt psikologları tarafından tanımlandığı gibi, aynı nesne üzerinde bir algı değişikliği olarak (Ördeği başka bir bakışta tavşan olarak görmek gibi) ama aynı zamanda bilim felsefesindeki tanımındaki gibi bir gestalt çevrimi de söz konusu, yani bir algısal değişikliği anlamlandırmak için yeni bir kuramsal bakışa, yenilenmiş bir zihinsel sete gereksinme duyuyoruz. Tanıdık bir formun geçirdiği bu başkalaşım, yeteneklerimizde de benzer bir artış, bir tür zihinsel açılım, yeni bir zihinsel donanım talebinde bulunuyor.

Organiğin bu geri dönüşü, stilistik ve normatif bir sınıflandırma tarafından tarihsel okuması körletilmiş, bitmemiş ve yeniden canlanan bir biçim sınıfı ima ediyor. George Kubler, Zamanın Biçimi adlı kitabında, stilin belirlemediği bir biçimsel/tarihsel okuma öneriyor.(4) Bu bir biçimsel diziler kuramı. Stilistik tarih okumalarındaki biyolojik metafor (stillerin doğuşu, gelişimi ve ölümü) burada topolojik bir metafora dönüşüyor ve tarihin stilistik bölünmeleri elastik bir yapıya kavuşturularak, sündürülüyor; böylelikle değişik tarihsel dilimlerde aynı biçim sınıfını takip etmek mümkün oluyor. Bu biçim sınıfı genetik değişim geçiren çok sayıda örnekten oluşuyor. Kubler, bir biçim dizisinin başlangıcını ve sonunu belirlemenin güçlüğüne dikkat çekiyor ve bazı biçimsel dizilerin uzun sürelerle pasif kalabildiklerine, ama biçimsel sorun yeni bir tanım kazandığında yeniden canlandıklarına işaret ediyor. Böylelikle hem biçimsel sorun, hem de biçimsel dizi bu uzantıda yeniden ele alınıyor.

Organiği modernizmin sanatsal/tarihsel inşası içinde bastırılmış, genetik evrimi geciktirilmiş bir biçim dizisi olarak yeniden tanımlayabiliriz: Non standard örneklerde yeniden canlanmak için teknolojik, bilimsel, bilgi-kuramsal ve estetik değişimlerin gerçekleşmesini bekleyen uykuda bir dizi. Sergi ve katalogda sunulan erken modern topolojik arayışlardan oluşan ikonografi gelişen bu diziye ait. Sergi bu dizinin erken ve geç örneklerini karşı karşıya getirerek non standard mimarlığın tarihsel jenealojisini çizerken, modernizme de eleştirel bir tarihsel okuma getiriyor.

Tasarımcının biçimsel süreç ve ürüne hakimiyet eksikliğinden ve seri üretime direncinden dolayı kritik görülen organik, non standardizasyon ile önemli bir evrim geçiriyor. Organik doğal olmayan ve hesaplanabilir bir formda geri dönüyor ve çok katmanlı, felsefi, bilgi-kuramsal ve geometrik bir tartışma açıyor. Bu tartışma kaçınılmaz bir şekilde algı, gestalt, bilişim sorunlarına da dayanıyor. Organiğin genetik evrimi dolayısı ile yaşadığımız gestalt çevrimi, mimarlığın kendi pratik ve biçimsel yeteneklerindeki tükenmeden çok, içinde oluştuğu dünyanın kuramsal, felsefi, bilimsel, bilgi-kuramsal ve tarihsel anlatılarındaki genel ve eşzamanlı paradigma değişikliklerine işaret ediyor. Paradigmalar üç eksen etrafında değişiyor: Determinizmden belirsizliğe uzanan bir bilgi-kuramsal eksen, süreksizlikten sürekliliğe, ya da Euclidien’den non-Euclidien’e uzanan bir geometrik eksen ve basitlikten karmaşıklığa bir algı ekseni. Bu üç eksen de bilgisayar bilimleri ve bilişsel bilimler tarafından kesiliyor.(5) Biçimsel dizinin tarihsel evrimi bu üç eksen üzerinde gelişiyor ve organiği artan bir rasyonalizasyon ve denaturalizasyona doğru taşıyor.

Sergi Tasarımı: Non Standart Bir Uzamsal Düzen Araştırması

Serginin mekânsal tasarımı da sergi konseptinin bir uzantısı olarak, standard ve non standard paradigmaların geometrik, matematiksel ve uzamsal beraber okumasından oluşuyor. Tasarım, Fransız matematikçi Jacques Harthong’un moiré fenomeni ve non standard arasında kurduğu ilişkiden esinleniyor.(6) Moiré, iki yüzeyin birbiri üzerinde sonsuz küçük kayması olarak tanımlanıyor. Sergi tasarımı, serginin yer aldığı Güney Galerisi’nin varolan geometrik düzeninden, yani Centre Pompidou’nun standart ızgara sisteminden yola çıkarak moiré üzerine matematiksel ve geometrik bir deney ile non standard yeni bir uzamsal düzen elde etmeyi savlıyor.

Burada öncelikle moiré’nin uygulanması için standard ve non standard geometrilerden iki yüzey seçildi. Centre Pompidou’nun yapısal ızgara sistemi moirage uygulanacak birinci yüzey ve birinci geometrik düzen olarak ele alındı. Piano-Rogers’in geleneksel dik açılı ızgara sistemi izlenerek serginin yer aldığı 1200 m2lik Güney Galerisi, serginin on iki mimarının sergileme alanlarını belirlemek üzere on iki eşit dikdörtgene bölündü. Dolaşım alanları çıkarıldığında her mimara 45 m2’lik sergileme alanı düşmekteydi. Projenin amacı bu ilk standard geometrik düzenlemenin üzerinde ikinci bir yüzeyin kaydırılması ile on iki eş dikdörtgenin on iki değişik differansiyel eğriye dönüştürülmesi olasılığını araştırmaktı. Burada aslında dikaçılı ızgaradan “yumuşak ızgara”’ya geçebilmenin olası bir matematiksel yöntemi olarak moirage tekniği zorlanmakta, aynı zamanda, serginin (ve non standard’ın) iki temel matematiksel kavramı olan sonsuzluk ve sürekliliğin geometrik temsili aranmaktaydı. Bu on iki eğrinin her birinin değişik olması, ama yine her birinin parametrize edilebilir ve hesaplanabilir olması, ayrıca da başlangıçta belirlenen 45 m2’lik alanı aynen korumaları beklenmekteydi. Başka bir deyişle, üzerinde yer alacak mimari çeşitliliği takip eden sergileme alanlarının bu çeşitliliğinin ortak bir matematiksel ve geometrik düzenden üremesi amaçlanmıştı. Bu amacı gerçekleştirmek için bir matematikçi tarafından yazılan özel bir algoritma sayesinde başlangıçta belirlenen bütün materyel ve işlevsel verilerin parametrizasyonu yapıldı ve ancak Mathematica adlı bilgisayar programı buna göre programlandığında projenin çizilebilme olanağı doğdu. Burada çizim ve matematik hesapların aynı ortamda ve aynı programdan kaynaklanarak geliştiğinin, yani temsil alanının by-pass edildiğinin üzerini çizmek gerek. Serginin tasarımı sergilenen non standard mimari üretim mantığı izlenerek, kavramsallaştırma, tasarım, hesaplama, programlama ve üretim süreçlerinin ortak bir sayısal dile çevrilmeleri ile elde edildi.

Birinci yüzeyin deformasyonu ve kaydırılması için ikinci yüzey olarak üç kutuplu bir Weierstrass eğrisi seçildi. Serginin katalogunun kapağında da kullandığımız bu eğride, iki sonsuz birbiri içinden geçiyor. Bu eğrinin bir matematik formülü soyutluğundan çıkıp görsel ve estetik bir nesne niteliğine kavuşmasını 19. yüzyılda beliren matematiksel nesneleri modellemeye olan ilgiye borçluyuz. Weierstrass eğrisi de ünlü Fransız matematikçi Henri Poincaré tarafından alçı modeli yapılan ve halen Paris’te Institut Poincaré’nin kütüphanesinde sergilenen modellerden biri. Nesnenin estetik çekiminde kuşkusuz zamansızlığının çok etkisi var; 19. yüzyıl üretimi bu proto-dijital nesneyi post-dijital bir serginin ikonu olarak kullanmak konusunda hiçbir duraksama yaşamadık. Weierstrass eğrisi ayrıca Leibniz’den Poincaré’ye, Max Bill’den Man Ray’e, sürrealist Marcel Jean’a kadar pek çok ünlü kişiliğin ilgisini toplamış ve çok ilginç bir özel kültürel tarihi olan bir nesne.

Aslında Weierstrass eğrisi değişik düzlemlerde kesildiği için belli bir topografisi olan proje bütçe sorunlarından dolayı düzlemsel olarak gerçekleştirildi. Son derece sık geçen moiré çizgilerinden oluşan bu kompleks motif büyük plakalara basıldı ve 1200 m2’lik galeri alanına monte edildi. Baskıyı kolaylaştırmak ve moiré’nin izleyicilerde yaratabileceği olumsuz etkilerden kaçınmak için desen çizgi sayısı ve renk açısından biraz hafifletildi. Her mimarın mekânında yer alan ve projelerin DVD ortamında gösterildiği plazma ekranlar ise özgün Piano-Rogers ızgarasına uygun olarak monte edilerek, eski düzenin bir hatırlatmasına gidildi. Zaten galerinin tavan kirişlerinde okunan bu düzen ve yerdeki yeni non standard düzen arasına asılan plazmalar böylece iki düzlem arasında geçiş sağladı.

Serginin tarihsel ikonografisini taşıyan ‘jenealojik bant’ tasarımın tek üç boyutlu nesnesi. Öncelikle metaforik ve matematiksel olarak bir düğüm olarak tasarladığım bu bant, daha sonra üretimi kolaylaştırma kaygısı ile bir tür kesik Möbius bandına dönüştürüldü. Jenealojik bant galeri mekânının dışından başlayıp kesintisiz olarak serginin merkezine götürüyor, burada kıvrılarak yükselip galerinin kirişlerine saplanıyor. Taşıdığı tarihsel gerilim ve plastik enerjisi ile soyut ve beyaz mekânın sükûnetini bozan bu bandın üzerinde de yine bir algoritma on bir başlık altında toplanan imajları her seferinde değişik ve tekrarlanamaz bir düzen ile dağıtıyor. Aynı algoritmik grafik düzen katalogun ikonografi sayfalarında da tekrar edildi.

Künye:

Architectures Non Standard

10 Aralık 2003 - 1 Mart 2004

Paris, Centre Georges Pompidou, MNAM-CCI

http://www.cnac-gp.fr

Küratör: Frédéric Migayrou

Yardımcı Küratör: Zeynep Mennan

Katalog: Migayrou, Fréderic and Zeynep Mennan, eds. 2003, Architectures Non Standard, Editions du Centre Pompidou, Paris.

Architectures Non Standard Sergi Tasarımı:

Konsept tasarım: Zeynep Mennan

Algoritmik tasarım: Philippe Morel, Jelle Feringa, Félix Agid, Valérian Amalric

Algoritmalar: EZCT, Maryvonne Teissier (IREM Paris 7)

Matematik: Maryvonne Teissier

Programlama: Mathématica ®; EZCT – Maryvonne Teissier

Uygulama: Laurence Fontaine, Centre Georges Pompidou

Uygulama Asistanı: Grégory Monier

1. Architectures non standard. Centre Georges Pompidou, MNAM-CCI, Paris. 10 Aralık 2003 - 1 Mart 2004. Küratör: Frédéric Migayrou. Yardımcı Küratör: Zeynep Mennan

2. Robinson, Abraham, 1966, Non Standard Analysis: Studies in the Logic and Foundations of Mathematics, North Holland Inc., Amsterdam.

3. Bkz. Mennan, Zeynep, 2003, “Des Formes Non Standard: Un ‘Gestalt Switch’”, Architectures Non Standard, eds. Fréderic Migayrou and Zeynep Mennan, Editions du Centre Pompidou, Paris, pp.34-41.

4. Kubler, George, 1962, The Shape of Time: Remarks on the History of Things, Yale University Press, New Haven and London.

5. Gestalt kuramının, entelektüel-bilişsel süreçlerin karmaşıklık bilimleri ile geçirdikleri evrim yönünden yeniden okunması için bkz. Mennan, Zeynep, 2003, “Des Formes Non Standard: Un ‘Gestalt Switch’”, Architectures Non Standard, eds. Fréderic Migayrou and Zeynep Mennan, Editions du Centre Pompidou, Paris.

6. Bkz. Mennan, Zeynep, Şubat 2004, “Yumuşak Izgara Sistemi: Bir Moiré Projesi”, Arredamento Mimarlık, ss.66-67.

Bu icerik 2374 defa görüntülenmiştir.