355
EYLÜL-EKİM 2010
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR

  • İki Kitap
    Gürhan Tümer, Prof. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü



KÜNYE
KIRDAN KENTTEN

Yörük Köyünde Bir Mola…

Deniz İncedayı, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü

Yolunuz Safranbolu / Karabük civarından geçerse, koruma tarihimizin başarılı örneği Safranbolu’ya birkaç kilometre uzaklıkta, yüzlerce yıllık geçmişi, geleneksel mimari mirası, özgün değerleriyle saklı kalmış Yörük Köyü’nü bulmak bir sevinç olacak. 750 yıl geriye tarihlenen yerleşim eski konakları, ahşap evleri, ölçeği, çevresel uyumu ve kendine özgü kültür değerleriyle insanı davetkarca karşılıyor. Mimarların ilgisini uzun yıllardır çekmiş olan tarihî köy, adlandırıldığı gibi bir açık hava müzesi değil. Belirgin özelliği, statik olmaktan çok, yaşamla bütünleşen dinamiği ve bitmemişliği. Yerel halkın çevreye katkısı, yaşamlarını ve geleneklerini günün koşullarına uygun biçimde sürdürme ve kültür mirasını yaşatma çabaları mekânda gözle görülebiliyor. Köyün sakinleri tarafından işletilen lokantalar, kahveler ve son yıllarda açılan konaklama birimleri bu çabanın örnekleri. Tarihî değerlerin günün yaşamına katılmış olması, hatta sakinlerin geçim kaynaklarını oluşturması, birçoğu yılın belirli dönemlerinde köyde yaşamasalar da mutluluk kaynakları gibi. Turizmin yapay motiflerle süslenen satış politikaları yerini samimi dostluklarla yürüyen insan ilişkilerine bırakmış.

Köyün mimari karakteri Safranbolu ve çevresinin yerel niteliklerini yansıtıyor. Göçebeler dönemi sonrasında Osmanlı yönetimindeki yerleşimde 450 yıllık konakları bulabilirsiniz. Sakinlerin büyük kentlere göçü nedeniyle terkedilmiş olan çok sayıda Osmanlı dönemi evini özgün doku içinde gezebilirsiniz. En eski evlerden olan Odabaşı Evi, günümüze kadar kendine özgü niteliklerini yitirmeden yaşatılabilmiş bir örnek. Köyün diğer önemli yapıları olarak, Sipahioğlu Konağı ve misafirhanesi, Muratoğlu, Kaymakçıoğlu ve Cebecioğlu Konakları, Hacı Kavas, İbrahim Çağlayan ve Bekir Efendi Evleri, Ahşap Camisi sayılıyor.

Genelde 2, 3 katlı evlerin kargir alt katları, ahır ve servis mekânları olarak, ahşap üst katları ise oturma ve yatma amaçlı kullanılmış. Pencerelerdeki kafesler, ahşap panjurlar, süslemeler ve özel motifler yörenin geleneksel mimarlığının tanıtıcı ögeleri. Kapıların üzerinde yer alan Osmanlı işi özel kilitler, süslemeler ve simgeler, yalnızca estetik değerleriyle dikkat çekmiyorlar; insan ve komşuluk ilişkilerine dair mesajlar da içeriyorlar, daveti, hoşgörüyü ya da özrü simgeliyebiliyorlar. Aynı sanatkârlığı ve duyarlılığı evlerin içindeki süslemelerde, mobilyalarda, tavan ve duvar kaplamalarında görmek de olanaklı. Kimi cephelerde, geyik boynuzları dekoratif oldukları kadar, toplumsal inançlarla da bütünleşerek adeta kutsallaştırılmış.

1996’da restore edilerek kullanıma sunulan önemli bir yapı ise, Çamaşırhane Binası. Bugün toplantı, kültür, sergi vb. etkinliklerle çok amaçlı olarak kullanılan, köyün yüksek kotlarında konumlanmış binaya ve çevresindeki sosyal mekânlara (çeşme, mezarlık, mağaralar gibi) bakarak dönemin yaşam biçimleri, düzeni ve alışkanlıkları hakkında bilgiler edinmek olanaklı.

Yörük Köyü, günümüzün popüler tartışma/araştırma başlığı olan “sürdürülebilirlik” konusunda düşündürüyor insanı. Değerleri ve ilişkileri sürdürebilmenin kültürel ve sosyal içerikle bütünleşen niteliğini vurguluyor.

Tartışmaları örneklerle desteklemek her alanda olduğu gibi mimarlıkta da geçerli bir yöntem. Başarılı örnekler sergilenerek eleştirilere açılıyor ve daha da önemlisi, yeni uygulama ve araştırmalara kaynak olabiliyor. Yol göstericiler ve araçlar, bilginin hızlı üretildiği, aktarıldığı, paylaşıldığı küresel süreçte yerellikleri ve çeşitliliği duyurabilmek ve fikir geliştirici olabilmek açısından değerli. Gelişmeler ve dönüşümler yeni sorgulamaları beraberinde getiriyor. Günümüz bilim ve sanat ortamı için ise farklılıkların ve çeşitliliğin sergilenebilmesi, sentezler geliştirmesi kimliklerin ve kültürlerin sürdürülebilirliği açısından kolaylaştırıcılar, rehberler olarak tanımlanıyor.

Yörük Köyü, bu tür bir bakışla küresel ölçekte mesajları olan yerel bir örnek. Bu küçük Anadolu köyünün, “sürdürülebilirlik”, “insan-kültür ilişkisi” ve “yaşam kalitesi” bağlamında söylediklerini duymak için derin araştırmalara gerek yok. Değerlerle yüklü birçok Anadolu köyü gibi, içinde varolan ve yaşatılmayı bekleyen kültür değerleriyle barışık. Sakinler yıl boyu bu mekânda bulunmasalar da, komşuluk ilişkilerini, sosyal değerlerini, kültürel sorumluluklarını yaşatmaya özen gösteriyorlar. Sohbetlerden, bu konuda oluşmuş ortak bir kararlılığı ve dayanışmayı hissetmek, sakinlerin köyün doğasını, kültür mirasını gururla yaşadıklarını gözlemlemek hoş bir duygu. Lokantalarını, çardak altı kahvelerini işletenler, yöresel tatları her sabah en taze malzemelerle yeniden sunabilmek için yarışıyorlar. Köy için “kültür turizmi” amaçlı desteğin, bölgesel projelerin ve bütçelerin yoksunluğu ise üzüntü veriyor. Mimarisi, gelenekleri, yeme içme kültürü, doğal ve kültürel mirasıyla bütünleşen ve bunu insan ilişkilerine de yansıtan bir yaşam çevresi olarak Yörük Köyü ulusal ve uluslararası düzeyde alacağı destekle turizm konusunda önemli bir alternatif oluşturabilir. Ancak, konaklama tesisi sayısının azlığı, son yıllarda otel olarak açılan konağın dışındaki az sayıda pansiyon evleriyle bu alanda son derece sınırlı hizmet verilebiliyor. Bu nedenle tarihsel, kültürel bilincin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde önemli çabalar harcayan kurum ve kuruluşların köy için başlattıkları çalışmalar ve sürdürdükleri çabalar günümüzde büyük önem taşıyor.

Yörük Köyü örneğine bakarak, yerel halkın kendi değerlerine sevgisinin ve saygısının koruma-yaşatma sürecinde ne denli önemli bir etken olduğunu söylemek mümkün. Kendi çevresinin farkında olmak, insan ilişkilerini yaşam kalitesinin temelinde görebilmek, kültürel varlığı gelecek kuşaklarına anlatabilmenin mutluluğunu duyumsamak köy halkının şansı olarak değerlendirilebilir mi?

“Sürdürülebilirlik” tartışmalarının insandan, toplumdan, yerellikten ve farklılıklardan kopuk olamayacağını Yörük Köyü gözle görülür kılıyor. Turizm açısından düşünürsek, yerelliği duyurabilmek, mimari mekânı, insanı, kültürü, doğası, yemeği, müziği ve yaşam biçimiyle bütün olarak bulabilmek kolay yakalanmayan bir fırsat. Yapay ile sahici arasındaki bu çarpıcı farklılığın, mutlu hissettiren etkisine hasret kaldıysanız, Yörük Köyü’nde bir mola verin, bir çardak altında ev baklavası için…

Bu icerik 2406 defa görüntülenmiştir.