339
OCAK-ŞUBAT 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

DOSYA: Mimarlık ve Eğitiminde “Süreklilik ve Değişim”

MİMARLIK ELEŞTİRİSİ: Turgut Cansever’in Söylemi ve Mimarlığı

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: Mimarlık ve Eğitiminde “Süreklilik ve Değişim”

Avrupa’da Mimarlık Alanındaki Yasal Düzenleme ve Gelişmeler

Adrian Joyce

Avrupa Mimarlar Konseyi (ACE) Başdanışmanı

Avrupa Mimarlar Konseyi (ACE), mimarlık mesleğinin Avrupa düzeyindeki tek sesidir. Üyelerimizi, 31 ülkeden gelen 44 ulusal kuruluş oluşturmaktadır. Türkiye Mimarlar Odası şu anda gözlemci üye, ama kısa bir süre sonra örgütümüzde tam oy hakkına sahip, özel statüde üye konumuna geleceğini umuyoruz.(1) İlginç ve aynı zamanda önemli olan bir husus, ACE’nin hem düzenleyici, hem de mesleği temsil eden kuruluşlardan oluşması ve böylelikle hem meslek kuruluşlarını hem de deyim yerindeyse mesleği denetleyen kamu kuruluşlarını kapsaması. Bu yapımızla ve bu kuruluşlar aracılığı ile sesimizi Avrupa’daki yaklaşık 450 bin mimar adına duyuruyoruz.

 

Çalışmalarımızı üç tematik alanda topladık. Bu tematik alanlardan ilki “mesleğe giriş”, ikincisi “meslek uygulaması”, üçüncüsü ise “mimar ve toplum”. Bu konferansın konusu açısından birinci tematik alan önemli; zira bu kapsamda, eğitim, sürekli mesleki gelişim ve tanıma konularını ve özellikle de yeni Mesleki Yeterliliklerin Tanınması Direktifi’ni ele alan çeşitli çalışma gruplarımız var. Şu anda sürdürülmekte olan ilginç bir çalışma da, 31 ülkedeki farklı modellere ve yaklaşımlara bakarak, Avrupa’da mimarların nasıl eğitildiklerini ve yetiştirildiklerini gösteren tipik bir yol haritasının çıkartılması girişimi. Bu çalışmanın amacı, mimarlık mesleğini uygulamak isteyen üniversite mezunları için gerekli olan mesleki deneyim / staj konusunu vurgulamak. Dolayısıyla bu, süregiden ve sonuçlarından çok şey beklenebilecek bir çalışma. Bu toplantıdaki görüşmeleriniz, aynı zamanda bizim kayıt, lisans verme, kurallar, davranış kuralları, kalite garantisi ve meslek uygulamasında yaklaşımları içeren ikinci tematik alanımıza da geçiyor. İşte bunlar, örgütümüzün bu konferansın gündemindeki konulara yoğunlaşan ana bölümleri.

 

ACE’nin çalışmalarını yoğunlaştırdığı AB düzeyinde son zamanlarda ortaya çıkan yasal düzenlemelere ilişkin gelişmelere ve değişikliklere bakalım. AB’de, Lizbon gündeminin motoru olan ilk amaç, ortak pazarın tamamlanmasıdır. Ortak pazar, insanların, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımına olanak sağlamak için AB içindeki ticaret ve sınır engellerinin kaldırılmasıdır ve yaklaşık 2003 yılına kadar insanların ve malların dolaşımı konusunda epey bir yol alınmıştır. Hizmetlerin, bu arada mimarlık hizmetlerinin dolaşımı konusuna ancak 2003 yılından sonra ciddi bir şekilde yoğunlaşıldı. Mimar olarak yaptığımız işler, İç Pazarda Hizmetler Direktifi’nde yapılan değişikliklerden etkilenmektedir.

 

Son yıllardaki değişikliklere ivme veren diğer bir önemli konu, AB mevzuatının basitleştirilmesi ve daha toparlanmış bir hale getirilmesi çalışmalarıdır. Avrupa Birliği’ni vatandaşlar açısından bu denli sevimsiz kılan bir şey de, çok fazla sayıda direktif ve yasa üretmesidir. Bu nedenle, Avrupa kurumları bunları basitleştirmeye, daha kolay yutulur lokmalar ve Avrupa bütününde daha kolay uygulanır hale getirmeye çalışıyor. Mesleki Yeterliliklerin Tanınması Direktifi işte bu süreçten doğdu.

 

Hem yaptığımız çalışmaların, hem de mesleği etkileyen başka bir önemli gelişmenin de Avrupa Komisyonu Rekabet Genel Müdürlüğü’nün serbest mesleklere odaklanması olduğunu söyleyebilirim. Pek de hoş karşılanmayan bu ilgi, mimarlık da serbest mesleklerden biri olduğu için, aslında meslek uygulamalarımızı ve özellikle de mesleğe giriş koşulları, çok disiplinlilik ve anladığım kadarıyla Türkiye’de hâlâ uygulanmakta olan mimarlık hizmetleri için asgari ücret tarifelerinin belirlenmesi konularını sorguluyor. Serbest mesleklerin etkin bir şekilde deregüle edilmesi yönündeki bu baskı, mimarları, avukatları, dava vekillerini, eczacıları, noterleri ve daha pek çok mesleği etkilemektedir; pek çok ülkede mesleklerle ilgili değişiklikler bağlamında ciddi olarak bu baskı hissedilmiştir. Bize göre Avrupa Komisyonu AB’de gerçekleşen son genişlemeyi haksız bir şekilde kullanıp bahane etmekte ve AB 12 ülkeleri genişleme sonucunda katılan yeni ülkeleri serbest meslekler sektörünü deregüle etmeleri için yoğun bir baskı altında almaktadır. Bunun sonuçlarını bekleyip görmek lazım ama zaman içinde karşımıza pişmanlık duyulan bir konu olarak çıkabilir.

 

Önümüzdeki dönemlerde AB’nin reform anlaşmasının bir etki yaratması beklenmektedir. Eğer kabul edilir ve ülkeler tarafından ulusal yasalar haline gelirse, Avrupa Birliği kapsamında kararların çoğunluk yoluyla alınması yolu açılacaktır. Bu da potansiyel olarak daha hızlı ve belki de şu sıralarda süregitmekte olanlardan bile daha çok hoşa gitmeyecek türden değişiklikler getirebilecektir. Avrupa Komisyonu’nun önünde yeni gelişmeler de var. Sadece Türkiye değil, örneğin bütün Balkanlar bölgesi söz konusu, Rusya bloğunun tümü ile veya bir kesiminin gelmesi konuşuluyor ve Polonya, Ukrayna’nın Avrupa üyeliğini çok istiyor. Avrupa Yüksek Eğitim Alanı’nın üniversiteleri kendi uygulamalarını ve verilen bütün dersleri gözden geçirmek yönünde nasıl etkilediğini biliyoruz; bu gidiş tabii ki mimarlık eğitimini de etkilemektedir. İşte bu önemli baskıların ve düzenleyici gelişmelerin bu konferansın konuları açısından etkili olduğu kanısındayım.

 

Bu değişikliklerden ilkine, Mesleki Yeterliliklerin Tanınması Direktifi’ne dönecek olursak. Bu direktif, 20 Ekim 2007 tarihinde yürürlüğe girdi. Yasalarla düzenlenen, mimarlık dahil 800’den fazla mesleği kapsıyor ve 15 ayrı direktifi tek bir direktif haline getirildi. Bu durumda, son 20 yıldır mesleğimizin standartlarını oluşturmak için kullandığımız kendi direktifimizi artık kaybetmiş olduk. Eski düzende yer alan Mimarlık Eğitimi ve Stajı Danışma Komitesi, mesleğe ilişkin yeterliliklerle ilgili standartların belirlenmesinde çok önemli bir rol oynuyordu ve hükümet, meslek ve mimarlık okulları temsilcilerinden oluştuğu için, çok değerli bir komiteydi. Bu komite de artık yok. Dolayısıyla, mesleğin eğitim kurumlarındaki kesimlerinin kaygılarını aktaracağı ve mimarlıkta yeterlilikler konusunda üye devletlerin kararlarını etkileyebilecekleri bir platform da kalmadı artık. Kanımızca bu, en doğrudan ilgili kişiler olarak tanıma usullerini etkileyebilecek olan bizlere vurulmuş ağır bir darbe oldu. Eski komitenin yerine şimdi, henüz ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz ve sadece hükümet temsilcilerinden oluşan bir komite ya da koordinatörler grubu var. Bilemiyoruz, zira biz burada konuşurken bile uygulamaya hâlâ yeni yapılanmalar sokuluyor. Bu komiteye mimarlıkla ilgili yeterlilikler görüşülürken katkı vermek üzere meslekten temsilcilerin ve diğer uzmanların da alınmasını sağlamak için tüm gücümüzle lobi yaptık. Bu çabalardan bir sonuç alınıp alınmayacağını şu anda bilemiyoruz.

 
Direktifte, mimarın eğitimine ilişkin asgari koşullar için, burada da daha önce değinilen eski direktifin hükümleri aynen alınmış. Bu, en az eğitim süresinin 4 yıl olarak kalması demek. Ayrıca yetenek ve becerilere ilişkin 11 maddelik liste de olduğu gibi benimsenmiş ve her ders programı ve sıralanan her yeterliliğin değerlendirilmesinde ölçüt olarak kullanılması koşulu getirilmiş. Bir yeterlilik, eğer 11 yetenek ve becerinin tümüne uymazsa, bu direktifteki listelerde yer alamıyor ve dolayısıyla bu yeterliliklere sahip olan kişiler de otamatik tanıma olanağından yararlanamıyor. Yeni düzen kapsamında yeni yeterliliklerin nasıl bildirileceğine ilişkin hazırlanan Avrupa Komisyonu belgesinde, herhangi bir yeterliliğin direktif ekine girebilmesi için belirtilen yetenek ve becerileri sağlaması ve ayrıca kişinin yeterliliği alması için üniversite düzeyinde bir sınavdan geçmesi gerektiği ifade ediliyor. Bununla birlikte direktifte staja ilişkin herhangi bir koşul bulunmuyor.
 
Bu ayrıca, mimarlık pratiği açısından bir kişinin –bununla, yalnız başına ve bağımsız olarak çalışan bir kişiyi kastediyorum– büyük paralar veren bir işverene, tüm mimarlık hizmetlerini sunup sunamayacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Bu doğru bir şey mi, ya da sadece mimarlık okulunda alınan eğitimle mesleğin pratik ve teorik yönleri arasında gerçek bir denge kurulabilir mi? İşte bu bir soru, ve ACE’nin şu andaki cevabı “Hayır, mümkün değil.” Hayır, çünkü bir kişinin topluma mimarlık hizmeti sunabilmeden önce, belirli bir meslek pratiği / staj dönemi geçirmesi gerekir. Özellikle staj konusundaki grubumuz, direktifin Madde 46-1, paragraf J ve K’nin sıralanan 11 yetenek ve becerinin mesleki deneyimle de ilgili olduğunu ve bunların akademik programlarla tam olarak kapsanmasının son derece zor olacağını saptadı. Bu direktifi kendi aramızda ve Avrupa Komisyonu yetkilileri ile daha çok inceleyip tartıştıkça, komisyonun mesleğimizle ilgili niyetlerini daha iyi anlıyoruz. Bu nedenle de, şu anda sıralanan yeterlilikler hakkında bizim açımızdan bazı belirsizlikler var.
 
Bununla ne kastediyorum? Buradaki kavram şu: Bir üye devlet, bir yeterlilik bildirimi yapar ve bu da direktifteki listelere girerse, o zaman bu yeterliliğe sahip kişi Avrupa içinde serbestçe dolaşabilecek ve mimarlık mesleğini Avrupa’nın her yerinde uygulayabilecektir. Geçmişte bu akademik yeterlilik olarak anlaşılıyordu ama son sıralarda öğrendik ki, bu yeterliliğin direktife dahil edilmesinin bir de yasal boyutu var ve böyle bir yeterliliğe sahip olan kişi, kendi ülkesinde tam olarak yasal bir iş kurmuş sayılıyor. Şu anda 27 üye ülkeden sadece 3, 4 tanesi kendi ülkelerinde yasal olarak meslek uygulaması yapabilmek için gerekli yeterlilikleri bildirmiş durumda. Dolayısıyla ACE işte tam da bu noktada, bu konuya ilişkin yeni bir politika tanımlamayı düşünüyor, zira ACE, eğitim ve staj standartlarının yükseltilmesi, böylelikle mimarlığı uygulamayı seçen mezunların mesleğimizin topluma karşı sorumluluklarını tam olarak yerine getirebilmek için tam anlamı ile hazır olmaları için uğraşıyor.
 
Yeni direktifin çok önemli bir diğer yanı daha var: Genel tanıma sistemi olarak anılan çerçeve, ilk kez belirli durumlarda mimarlıkla ilgili yeterliliklere de uygulanacak. Bu, sahip oldukları mimarlıkla ilgili yeterlilikleri direktifteki listelerde olmayan, ancak AB vatandaşı olan ve en az 4 yıllık eğitim görmüş kişilerin de Avrupa çapında geçerli yeterliliklere sahip sayılacağı anlamına gelmektedir. Üye ülkelerin ya da ulusal yetkili kurumların bu kişiler konusundaki tek yetkisi, o ülkede mesleklerini tam olarak uygulamalarına izin vermeden önce bir yetenek sınavından, sınav, uyum süresi veya bir staj döneminden geçmelerini isteyip istememek olacaktır. Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum ama, umuyorum ki sizlere bu direktifin yürürlüğe girdikçe ne kadar ciddi etkileri olacağını biraz gösterebildim.
 
Konuya bir ekleme daha yapacak olursak, bilebildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar tek bir AB ülkesi bile Mesleki Yeterlilik Direktifi’ni tam olarak kendi mevzuatına aktarmadı. Uygulamaya gireli yaklaşık 3 hafta oldu ve bu arada direktif tüm AB üye ülkeleri için doğrudan geçerli ve şu anda direktif hükümleri ulusal yasaların üzerinde. Üye ülkeler direktifi doğru düzgün uygulamaya başlayana kadar, arada geçen sürede sonuçlarından pek hoşlanmayacağımız bazı tek tek örneklerle karşılaşacağımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla, yaptığımız onca çalışma mesleğin resmî olarak kabul edilmiş politikası olan, mimarın yetiştirilmesinin en az 5 yıllık eğitim ve tercihen bir sınavla değerlendirilen 2 yıllık meslek pratiği sağlayan bir staj döneminden oluşması çerçevesinde gelişti. Eğitim ve stajın oluşturduğu bu iki faktör, hem ACE, hem de UIA’nın resmî politikasıdır ve dolayısıyla bütün üye kesimlerin ve bütün üye örgütlerin önüne mesleki bir düzey konmuş durumdadır.
 
Burada karşımıza çıkan sorun, üye ülkelerin bizlerle aynı görüşte olmaması. Onlar yeterlilik düzeyini aşağıya çekmek ve insanları pazara daha çabuk sokmak istiyor. Şimdi kısaca başka bir konuya değineceğim. Kabul edilen ve 2009 yılı sonunda yürürlüğe girecek olan İç Pazarda Hizmetler Direktifi biraz daha farklı birşey yapıyor ve hizmet sunanların, örneğin başka bir ülkede büro açmak isteyen bir mimarın, sınırlar arası iş kurma koşullarını düzenliyor. Bu, kendi ülkenizde kalarak başka bir Avrupa Birliği ülkesindeki bir kişiye hizmet sunmaktır ve bu iki ayrı durum için belirlenen koşullar farklıdır. Açıkçası, ülkenizde kaldığınız sürece, hizmet sunmaktaki serbestlik çok daha fazla olmaktadır.
 
Direktifin kapsadığı ancak bu sunuşta sıralamadığım diğer konular ise, mimarlık hizmetlerinin, aslında bütün hizmetlerin nitelikli olarak sunulması ile ilgili. Davranış ilkeleri, mesleki sorumluluk sigortası gibi, hizmetimizi nasıl sunduğumuza ilişkin hususlar giderek daha önemli hale geliyor ve meslek gerçekten dik durup, verdiği hizmeti nitelikli bir şekilde gerçekleştirmezse, bu küreselleşme ortamında çok geride kalırız.
 
Bu direktif konusunda söylemek istediğim birşey daha var. Mimarlık mesleği açısından, hükümlerin büyük bir kısmından muaf tutulmak mümkün. Ancak, ve bu sözlerimi Oda’ya yöneltiyorum, bunun olabilmesi için bir elektronik yönetim işbirliği gerekecek ve bu da yeterliliklerin Avrupa bütününde tanınması süreçlerini radikal bir şekilde değiştirecek. Bu elektronik yönetim işbirliği başvuran kişi için işleri çok kolaylaştıracak ve otomatikleştirecektir. Ancak, mimarlar odaları ve diğer yetkili kuruluşlar bu yeni süreçleri benimsemezlerse, başvuranlardan bazıları, doğru terim mi bilmiyorum ama tanınmaya boşluktan yararlanarak hak kazanmış olacaktır. Başka bir deyişle, gerekli usuller yerleşmediği takdirde, zaman sınırlarına uyulamayacak ve sonuç otomatik tanıma olacaktır. Bu durumun, en azından üye örgütlerimizi, önemli ölçüde etkileyeceğini düşünüyoruz. Direktif aynı zamanda tek irtibat noktası olarak adlandırılan bir uygulama da getirmektedir. Her ülkede, her meslek için bu tanıma konuları ile uğraşan bir iletişim noktası olacak. Şu anda Hizmetler Direktifi bağlamında tanımlanan iletişim noktalarının Mesleki Yeterliliklerin Tanınması Direktifi ile zorunlu kılınan görevleri de üstlenmesi ve böylelikle tanıma süreçlerinde gerçekten tek bir durak olması öngörülmektedir. ACE, bu görev ve rollerin gelecekte ne olabileceğini daha iyi anlayabilmek için, konu üzerinde çalışıyor.
 
Bolonya süreci tabii ki üniversiteleri ve eğitim sektörünü, meslek sektöründen daha fazla etkiledi. Bu sürecin AB’den daha geniş kapsamlı ve aslında ilk başta Avrupa Konseyi’nin bir girişimi olduğunu hatırlatmak isterim. Süreç başladıktan ancak iki yıl sonra Avrupa Birliği ve komisyon konu ile ciddi olarak ilgilenmeye başladı. Girişim gerçekte gönüllü bir süreçtir ama bu niteliğinin üniversitelere fazla bir yararı yok. Bütün ülkelerimizde, hükümet gönüllü sürece katılır katılmaz, Bolonya sürecinin kabul edilmesi üniversiteler için zorunlu hale getiriliyor.
 
Bolonya sürecinin mezunların iş bulabilmelerini garanti altına alma konusuna da kısaca değinmek istiyorum. ACE olarak, ister 3 isterse 4 yıllık olsun, ilk kademeden mezun olanların üye ülkelerin verdiği garantiler sayesinde 3, 4 yıllık bir yeterlilikle mimarlık alanında iş bulabilmelerinden kaygı duyuyoruz. Bu kişiler çalışmaya başlayacak ve hiçbir zaman yüksek lisans derecesi için ikinci kademeye geri dönmeyecek ve sonuçta asla ne direktifin öngördüğü minimum 4, ne de bizim tercih ettiğimiz 5 yıllık eğitimi almayacaklardır. Üstelik bu kişiler zamanla önemli bir meslek pratiği deneyimine sahip olacak ve 7 veya 10 yıl sonra tam bir mimar olarak tanınmaları gerektiğini savunmaya başlayacaktır. Bu gerçekleşirse, bu kestirme yoldan tanınma hakkı kazanmak isteyenlerin sayısı hatırı sayılır ölçüde artacaktır. Bizler burada gerçekten yetenek ve beceri sahibi olan kişilerin mimar olarak tanınmasını engellemek amacında değiliz, ama bu süreç uzayıp giderse, hükümetler de büyük olasılıkla gerçekte 3 yıllık eğitiminin mimarlık için yeterli olduğunu kabul etmeye başlayabilirler.
Bu gidişi onaylamıyoruz. Mesleğin tüm Avrupa çapında kenetlenerek bunun neden kötü bir gidiş olduğunu vargücü ile duyurması gerekiyor. Gidiş tabii ki kötü, zira yaptığımız iş bugün de, yarın da, gelecekte de toplumu etkilemektedir. Ürettiğimiz nitelikli yapılı çevrenin üretkenlik ve refah üzerinde etkisi var. Nitelikli bir yapılı çevre olmadan politikacılar hiçbir zaman hedeflerini gerçekleştiremez. İşte bunlar ACE’nin sürekli olarak dile getirdiği ve gelecek Nisan ayındaki önemli Avrupa konferansında üzerinde tartışılacak olan mesajlar.
 
Bolonya süreci ile Mesleki Yeterlilikler Direktifi arasında herhangi bir resmî ilişki olmadığını belirtmek istedim. Bu soruyla zaman zaman karşılaşıyorum ama resmî ilişki yok. Okulların Bolonya süreci için çeşitli modeller benimsediğini biliyoruz ve eğer doğru anladıysam, Türkiye iyi bir şey olan 5 yılı öngören yeni yasası ile 4 + 1 seçeneğinden yana. Ancak yeni dönemde Bolonya reformu kapsamında başlığı değişen her programın, direktifte yer alabilmesi için komisyona yeniden bildirilmesi gerekecek. Bununla ilgili olarak da komisyonun danışma komitesi aracılığı ile yayımladığı ve en az 4 yıllık birleşik kademelerin direktifteki 11 koşula tam olarak uymasını şart koşan rehberi var. Bu, ilk kademeyi bir temel oluşturma kademesi olarak görüp, ikinci kademeyi örneğin “koruma mimarlığı”, “kent planlama” ya da “peyzaj planlaması” gibi bir uzmanlaşma dönemi olarak kullanan okulların, 11 noktayı kapsayan 4 yılı aşan bir eğitim vermedikleri için, direktifte yer alamayacağı anlamına gelmektedir.
 
Bu görüş aslında, meslekle ilgili üzerine titrediğimiz bir gerçeğin altını çizmektedir: Mimarlık herşeyden önce genel bir kapsam içeren bir meslektir ve uzmanlaşma ideal olarak 11 noktanın kapsadığı eğitimi tam olarak aldıktan sonra gelir. Bunlar çok ilginç gelişmeler ve nasıl incelendiklerini, nasıl sınandıklarını ve genel olarak eğitim ve stajın niteliği üzerinde ne tür bir etki yarattıklarını görebilmek için ilk bildirimleri bekleyip görmek lazım.
 
Şu anda Avrupa Parlamentosu’ndan geçmekte olan ve yaşam boyu öğrenimle ilgili Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi’ne kısaca dönecek olursak; aslında yüksek öğrenim konusunda, Avrupa Konseyi girişimi olan başka bir Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi daha var. Bu durumu çok olumsuz karşılıyorum, çünkü her ikisi de “Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi” olarak adlandırıldığı için Avrupa Birliği girişimi ile Avrupa Konseyi girişimi hep karıştırılacak. İkincisinin amacı, bütün disiplinler için ulusal yeterlilikler çerçeveleri arasında karşılaştırma olanağı sağlayabilmek. Ayrıca, yeterlilikler çerçevesinde tanımlanan farklı düzeylerdeki enformel veya kendi kendine gerçekleştirilen öğrenimleri tanımaya da belirli bir olanak sağlıyor. Dolayısıyla, ağırlıklı olarak mesleki eğitime dönük bir düzenleme. Son bir Avrupa Üniversiteler Birliği toplantısında komisyon görüşünün Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi’nin, otomatik tanımadan yararlandığımız için mesleğimiz için doğrudan geçerli olmadığı yönünde olduğunu öğrendim. Yine de, ulusal kapsamdaki tanımalar için kendi eğitim programlarınızın ulusal yeterlilik çerçevesine uyup uymadığını belirlemeniz gerekeceğinden, bu çerçevenin büyük olasılıkla ulusal düzeyde geçerli olacağını düşünenler de var. Böylelikle Avrupa düzeyi ile karşılaştırıldığında denklikler belirlenebilecek. Sonuçta, bunun gerek üniversiteler gerekse sektörümüz üzerinde bir etkisi olacağını, ancak bunun Avrupa’dan çok ulusal düzeyde gerçekleşeceğini düşünüyorum.
 
Evet, şu anda bu temayla ilgili başlıca değişiklikler bunlar. Peki, ACE’nin tutumu ne ve neler yapıyor? Mesleki Yeterliliklerin Tanınması Direktifi ile ilgileniyoruz, çünkü mimarlık alanında çalışanların sahip oldukları yeterliliklerin zaman içinde azalması riski olduğuna inanıyoruz ve toplum ve tüketicinin korunması adına bunun karşısında duracak yeni bir politika benimsemeyi düşünüyoruz. Kendimize, Mesleki Yeterlilikler Direktifi’nin revizyonu gibi çok ilginç bir hedef koyabiliriz. Yine daha önce değindiğim gibi, Mimarlar Direktifi’ndeki en az 4 yıllık eğitim süresi yeni direktife de girdi. Her ne kadar o sıralarda bunun 5 yıl olarak değiştirilmesini savunduysak da, üye devletlerin desteklemeyeceğinden korkan komisyon ikna olmadı. Siyasi bir konu. Ancak, gerçek şu ki, artık 22 yıl geride kalan başlangıçta, 4 yıllık minimum süre, o sıralarda Almanya’da yaşanan siyasi bir sorun nedeni ile konmuştu. Günümüzdeyse, bildiğim kadarıyla Almanya’da 5 yıldan az süreli hiçbir mimarlık okulu ya da Hochschule yok. Bu durumda 5 yılın neden minimum standart olamayacağını anlamıyoruz. Üye örgütlerimizi bu mücadelenin yapılmaya değer olduğuna ve direktifin revizyonu için bir kampanya yürütebileceğimize ikna etmek istiyoruz. Ayrıca şunu da sorguluyoruz: Direktifte sıralanan yeterliliklerin, bir ülkede mimar olarak yasal iş kurmak için gerekli yeterlilikler bütünü olması gerekmez mi? Cevap, mesleğin ve üye örgütlerimizin buna inandığı yönündeyse, bu örgütler aracılığı ile bu listeleri bildirmeleri için ulusal hükümetlere yönelik lobi çalışması yapabiliriz.
 
Avrupa düzeyindeki bütün bu çalışmalarda, Avrupa Mimarlık Eğitimi Birliği ve Avrupa Mimarlık Okulları Başkanları Ağı aracılığı ile mimarlık okulları ile daha sağlam ve daha anlamlı bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bu arada Türkiye’yi meslekle okullar arasında gördüğüm bu çok etkin işbirliği için kutlamak isterim. Türkiye’nin bu konferansların başlamasından bu yana geçen 6 yıl içinde neler başardığını gördükçe sizi gerçekten kutlamak ve bana göre birçok ülkeye yol gösterdiğinizi söylemek istiyorum. Ulusal düzeyde bu tür bir işbirliği çoğu ülkede son derece zayıftır. İki ya da üç başka iyi örnek de var ama, Türkiye gerçekten çok başarılı. ACE, Avrupa düzeyinde daha fazla işbirliği sağlanarak, bu daha iyi işbirliği kültürün zaman içinde gelişmesini ve meslekle okullar arasında gerçek bir diyaloğun oluşmasını umuyor.
 
Başka neler yapıyoruz? Politikalarımızın kanıt temelli olmasını sağlamak için bilgi topluyoruz. Günümüzün herşeye kuşkuyla bakan ve göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede internetten bilgi toplanabilen dünyasında, eğer elinizde güvenilir veriler yoksa, iddialarınızı hiçbir zaman kazanamazsınız. Dolayısıyla, her ülkedeki yeterliliklerin tam olarak ne olduğunu bulmaya ve Bolonya süreci ile okullarda yapılan değişiklikleri anlamaya çalışıyoruz. Ayrıca, tüm Avrupa’da sunulan mimarlık hizmetlerinin standart ve niteliklerini etkin bir şekilde yükseltebilmek amacıyla, gerçekte ne kadar insanın bu direktiflerden yararlanarak sınır ötesi dolaşıma girdiğini de bulmaya çalışıyoruz.
 
Sonuçta, meslek ve mimarlık okulları adına, sürekli ve odaklanmış bir araştırma işbirliği ve tanıtımına gerek var. Şu andaki gidişata bakılırsa, ortaya çıkacak değişikliklerin ne tür etkiler yaratacağını ya da bu değişikliklerin ne kadar derine ineceğini kestirmek zor. Benim kendi görüşüm, mesleğimizde gelecek 10 yıl içinde, geçen 10 yıla göre daha fazla değişiklik yaşanacağı yönünde ve bu değişikliler gerçekten çok radikal olabilir. Belki biraz alaycı olacak ama bence şimdilik belirli durgunluklar nedeniyle süreklilik korunabilecek. Bildiğimiz kadarı ile şu ana kadar hiçbir hükümetin direktifi kendi yasası haline getirmeyişi gösteriyor ki alışılan sistemleri terkederek Hizmetler Direktifi ve Mesleki Yeterlilikler Direktifi’nin yeni sistemlerine geçmek yönünde gerçek bir isteksizlik var. Dolayısıyla, insanlar ve kurumların yaklaşımlarını değiştirmek istememelerinden kaynaklanan bir durgunluk olacak. Bizim görüşümüzse bu değişiklikleri benimsememiz ve bunları memnunlukla karşılamamız gerektiği yönünde. Geleceği, gelecekteki mimarlar nesli için kazanmalıyız.
 
NOTLAR
1. Adrian Joyce’un sunumunu yaptığı 7 Kasım 2007 tarihinde, Türkiye Mimarlar Odası henüz ACE’ye üye değildi. ACE toplantılarına bir süredir gözlemci üye olarak katılan Mimarlar Odası, 30 Kasım-1 Aralık 2007 tarihleri arasında Belçika-Brüksel’de gerçekleştirilen ACE Genel Kurulu toplantısında, Hırvatistan Mimarlar ve İnşaat Mühendisleri Odası ile birlikte 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren oy hakkına sahip olmak üzere ACE’ye özel statüde üye olarak kabul edildi. (Ed.N.)
 
 

Bu icerik 841 defa görüntülenmiştir.