338
KASIM-ARALIK 2007
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

DOSYA: Koruma Alanına Yeniden Bakış

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: Koruma Alanına Yeniden Bakış

“Modern“ Bir Kurgu Olarak Koruma Paradigmasının Dönüşümü ve Modern Mimarlık Mirası

Emel Kayın

* Yrd. Doç. Dr, DEÜ Mimarlık Bölümü; Mimarlar Odası Kültürel Mirasın Korunması ve Geliştirilmesi Komitesi Üyesi

2000’li yıllarla birlikte, sosyo-ekonomik, teknolojik ve bilimsel alanlarda yaşanan şaşırtıcı gelişmeler kadar, büyük savaşlar, çevre felaketleri vb. yıkıcı süreçlere de tanık olan 20. yüzyıl gerilerde kalmış; yani bir bakış açısından tarihe mal olmuştur. Derin ikilemler- karşı tepkilerle yaşanan bu dönemin ruhuna sinen sürekli gerilim-hızın beslediği ve görkemli bir birikimi teşkil eden sanatsal, kültürel, mekânsal vb. üretimlerin nasıl ele alınacağı konusu, şimdi koruma alanında ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bu durum, koruma alanı için, kavramsal-tarihsel sınırların yeniden belirlenmesi ve özeleştiri-güncelleme-dönüşüm dizgesi içerisinde gelişecek yeni bir stratejinin kurgulanması ihtiyacına işaret etmektedir.

 

Yukarıdaki çerçeve, birlikte ele alınması gereken iki önemli tartışma izleğini kapsamaktadır. Bunlardan birincisi, modernite çerçevesinde biçimlenen koruma paradigmasının, muhafazakârlığa kayma olasılıklarını da barındıran karmaşık yapısından dolayı, kendisini gereğince dönüştürmeyi başarıp başaramadığı konusundadır. 20. yüzyıl boyunca birbiri üzerinde temellendirilerek çoğaltılan koruma bildirgeleri bu alanda belirli bir gelişmeyi sağlamış olmakla birlikte; küresel dönemin kavramları, sınırları, olguları, eski-güvenli çerçevelerinden çıkararak kaotik hale getiren yapısı karşısında, mevcut koruma stratejilerinin değişen koşulları karşılayıp karşılayamadığı yeterince net değildir. Bu açılıma eklemlenen diğer tartışma izleği ise, 20. yüzyıl boyunca birbirleri ile ilişki kurmaya pek eğilimli olmayan, birbirlerinden uzak durmayı seçen, hatta çok uca gidildiğinde birbirlerini tehdit olarak algılayan “modern mimarlık” ve “koruma” olgularının günümüzde yanyana gelmiş olması kapsamındadır. Gerilimli bir geçmişi olan modern mimarlık ve koruma alanlarının güncel birlikteliğine yönelik meşru bir zemini tesis etmenin zorlukları açıktır.

 

Bu makalede “modern mimarlık” kavramı, belirli bir üslubun yapılarını değil, geleneksel olandan keskin bir kopuşla ayrılan ve “modern” olarak nitelenen yaklaşımlar dahilinde üretilmiş, bir bakış açısından da üretilmeye devam edilen bir mimarlık birikimini nitelemektedir. “Koruma” kavramı ise, modern bir üst yapı çerçevesinde bakıldığında, muhafaza etmekle ilgilenen bir alanın, muhafazakâr olması gerektiği düşüncesinin derin bir yanılgı olduğu öngörüsü çerçevesinde kullanılmaktadır. Koruma paradigmasını birçok disiplin ile ilişkilendirmek mümkün olsa da, burada koruma, mimarlık alanı içerisindeki konumlanışı üzerinden ele alınmaktadır. Modern olan her şey gibi, koruma paradigmasının da dönüşmesi gerektiğine yönelik güçlü bir inanç besleyen bu makale, böyle bir sorun kapsamında, çabuk-pratik çözümler üretmenin mümkün olmadığının ve aceleci hükümlerin uzun vadede yeni tıkanıklıkları getireceğinin farkındalığı içerisinde, yönelimlerini tartışma zeminini derinleştirmeyi denemekle sınırlı tutacaktır.

 

MODERNİTE – POSTMODERNİTE SÜREÇLERİ VE MODERN MİMARLIK - KORUMA GERİLİMİ

 

Modern mimarlık ve koruma alanlarının zorlayıcı birlikteliğini çerçevelendirmek için, öncelikle onları vareden arka plana bakmak gerekmektedir. Geniş bir içerikle bakıldığında, her iki olgunun da arka planında modernite vardır. Moderniteyi 15. ve 20. yüzyıllar arasında yaşanan entelektüel, kültürel, toplumsal, estetik bir dönüşümün bir sonucu ve devam eden bir süreç olarak tanımlayan Çiğdem, modernite ile, öncekilerden ciddi bir biçimde farklılaşan yeni bir döneme girildiğine işaret etmektedir. (1) “Modern” kavramı içerisinde, “aydınlanma geleneği, akla dayalı rasyonel bilim anlayışının tüm alanlara uygulanması tavrı, uzmanlaşmış kültürün bilim aracılığıyla elde ettiği birikimin gündelik yaşamın zenginleştirilmesi ve rasyonel örgütlenişinde kullanılması yaklaşımı, teknolojinin yükselişi ile ekonomik örgütlerin yeni bir biçim kazanması süreci, soyut devletten burjuva devletine dönüşüm” gibi olgular sıralanmaktadır.(2)

 

Modernitenin yenileyici ortamında hayat bulan modern mimarlık paradigması-hareketi, varolan ya da eskimiş olan karşısında tepkisel bir içerikle ortaya çıkmış, önceki birikimlerle ilişkisi farklı bağlamlarda tartışılsa da, mimarlık alanında radikal bir kopuşa ya da sıçrayışa yol açmıştır. Tanyeli, modern mimarlık kavramını, geç 19. yüzyıl ve 20. yüzyılda üretilmiş, bazı ortak karakteristikler gösteren yapılar, bunların gruplaştığı farklı davranış-akım-yönelimler ve onları vareden düşünsel arka plan kapsamı içerisinde açıklayarak, büyük bir çeşitlilik gösteren bu mimarlığı genel bir ad altında toplamaya olanak veren asgari düzeyde ortak etik-teknik-estetik parametreler ya da paradigmaların varlığına dikkat çekmektedir. Bu kapsamdaki en önemli etik ilke “çağa karşı duyulan sorumluluk” olarak belirlenmekte ve her çağda, her toplumun kendi özgül mimarlık anlayışını, özgün bir mimarlık üslubunda somutlaştırdığından hareket eden modernist ideolojinin çağın ruhunu yansıtmayan her yapıyı dürüstlükten uzak bir tutum olarak işaretlediğine değinilmektedir. Bu etik dahilinde modern mimarlığın tüm akımları, bilimsel ve teknolojik gelişmelere temellenen, doğru tasarımlar oluşturmayı amaçlamıştır. Teknolojik gelişmelerin modern mimarlığa uygulanması bir zorunluluk olarak getirilirken, modern mimarlığın estetik normları da, etik-teknik bir alt yapı üzerine oturan, tarihsel referanslardan ve bezemeden uzak, rasyonel bir tavrı benimsemiştir. (3) Modern mimarlığın ana yaklaşımlarını açıklayan bu çerçeve, sözkonusu mimarlığın korunması konusunda yol gösterecek ipuçlarını da içinde saklamaktadır.

 
Modernite bünyesinde gelişen koruma paradigması ise, insan uygarlığının geleneksel-eski birikimlerini, doğanın ve zamanın tahribatı karşısında yaşatmayı amaçladığı gibi, modern-yeni paradigma paralelinde gerçekleşen hızlı mekânsal dönüşümlerin yıkıcı etkileri karşısında muhafaza etmek için de kurgulanmış bir öneridir. Korumanın, içgüdüsel bir davranıştan bir disipline dönüşmesi, mekân anlayışındaki radikal dönüşümlerle paralel bir sürece, 19. ve 20. yüzyıllara karşılık gelmektedir. Belge, anı vb. değerler taşıyan eskilerin, mekân-yaşamla ilişkileri değiştiren ve modernleşme olarak adlandırılan yeni gelişmeler karşısında zarar görmemesini sağlamak, bu dönemin sorunları arasında yer almıştır.
 
Modern mimarlığın, kendi alanında yeni bir dil önermesi ve yerelde farklı yorumları ortaya çıkabilmiş olsa da, tek tipleşmeye yol açabilen küresel bir yayılım göstermesi, varolanların korunmasını gerekli hale getirmiştir. Koruma düşüncesi yaygınlaşana kadar modernin, birçok coğrafyada sadece mevcut anlayışları değil, kendinden önceki mimarlıkların maddi varlığını da belirli bir oranda ortadan kaldırdığı bilinmektedir. Modernliği, serüven, güç, coşku, gelişme, bireyi ve dünyayı dönüştürme olanakları ile birlikte, sahip olunan herşeyin yokolma tehlikesini de içeren bir ortam olarak tanımlayan Berman’ın vurgusu dikkat çekicidir. (4) Harvey de “yaratıcı yıkma” imgesinin moderniteyi anlamak açısından büyük önem taşıdığına, bu imgenin modernite projesinin uygulanmasında karşılaşılan pratik ikilemlerden türediğine, daha önce yapılmış pek çok şeyi yıkmadan yeni bir dünya yaratılamayacağına değinir.(5) Bu vurgular, varolan ile yeni gelen arasındaki gerilimin bitimsizliğine işaret etmektedir. Ancak modernitenin en önemli karakteristiklerinden biri de, kendi içinde barındırdığı eleştirel potansiyel olduğundan, mevcut yokoluşlar ya da yokolma ihtimalleri karşısında üretilmiş olan eleştiriler, koruma paradigmasının güçlenmesini sağlamıştır.
 
Varoluş sürecindeki arka planın ortaklığına rağmen, 20. yüzyılın büyük bölümünde, mimarlığın yeni-modern üretim alanı ile eski ile ilgilenen koruma alanı, birbirlerinden uzak durmuş ve aslında gerilimli bir ilişki yaşamıştır. Yeni-modern üretim alanı, koruma alanını genelde geleneksel ve tutucu bulurken, koruma alanı da modern mimarlık hareketini, eskiyi yoketme ihtimali olan bir tehdit şeklinde algılamıştır. Koruma, mimarlığın bir alt alanı olduğu halde, mimarlık ortamı tarafından tarihçiler-arkeologlar ile kardeş kılınmıştır. “Korumacılar” olarak adlandırılan bir meslektaş nitelemesinin icat edilmesi, bu ayrıksılık durumu yüzündendir. Sözkonusu niteleme kapsamında anılanlar, hem bir yapıyı tarihsel ve güncel gerçeklikleriyle kavramak, hem de modern zaman için dönüştürmekle yükümlü olmalarına rağmen, yaygın anlayışa göre tasarım alanının dışında bir kesim olarak algılanmaktadırlar. Koruma alanı da, kendisini modern mimarlığı korumakla yükümlü saymamış ve o alanda olup bitenlerle pek ilgilenmemiştir. Asıl sorun ise, bu ayrıksılık durumunun hiçbir zaman açıkça itiraf edilmemesi ve sözü edilen gerçeklikle yüzleşilememesidir. Ayrı durma eğilimi yüzünden, yeni-modern alandaki geliştirici söylemler, koruma alanına aktarılamamış, koruma alanındaki ufuk açıcı deneyimler de, yeni arayışlar peşindeki tasarım alanında tartışılamamıştır. Bu gerilimli süreçte modern mimarlığın korunmaya ihtiyaç duyan belirli bir kesimi de yokolmuştur.
 
Postmodernite, mimarlığın yeni üretim alanı gibi koruma alanını da güçlü bir şekilde etkilemiştir. Bir bakış açısından postmodernite, modernitenin olanakları içinde gelişen tepkisel-eleştirel bir süreç olarak görülmektedir. (6) Harvey, postmodernitenin gelip geçicilik, süreksizlik, kargaşayı benimseyen ve değişimin parçalanmış- kaotik akıntıları içinde yüzen bir tavrı olduğunu öne sürer. Mekânı toplumsal amaçlar uğruna biçimlendirilecek birşey olarak gören modernistlere karşın postmodernistler mekânı zaman dışı ve üst bir toplumsal amaçla bağ kurmayan özerk birşey olarak ele almakta, kentsel dokuyu parçalı algılayarak, günümüzün kullanımlarını üst üste yığılmış, geçmiş biçimlerin üzerindeki bir kolaj olarak değerlendirmektedirler. (7) Postmodern süreçte modern mimarlığın, çağına karşı dürüstlük, rasyonalite vb. birçok temel değeri sarsılmıştır. Tanyeli, modernizm gibi postmodernizmin de karmaşık, çok bileşenli, çok yönelimli olgular, davranışlar, ürünlerin toplamından oluştuğunu, bu yaklaşımın modern mimarlığın revizyonu olmakla, onu tümden inkar eden kesin bir tarihselciliğe yönelmek gibi iki kutup arasında durduğunu belirterek, modernist paradigmaların reddinin postmodernizm için sınır çizmede önemli bir belirleyici olduğuna işaret eder.(8)
 
Bu dönemde mimarlığın yeni üretim alanı, koruma alanının adeta kutsanmış bir bütünlük içinde muhafaza etmeye çalıştığı tarihsele el uzatmış ve onların birer belge olarak kalmasını öngören modern anlayışa aldırmadan, bu belgeleri ya da belge parçalarını yeniden üreterek, birbirine ekleyerek, değiştirerek tüketim ortamına sunmuştur. Tarihe olan ilgi, korumaya olan ilgiyi popülerleştirse de, koruma alanı neredeyse herşeyi kabul edilebilir olarak sunan yeni paradigmanın egemenliği altında katı kurallarını muhafaza etmekte zorlanmış ve belirli bir dejenerasyona uğramıştır. Yakın zamana gelindiğinde ise, mimarlık alanının, postmodernitenin eleştirel ortamından yararlanarak kendi yapısını gözden geçirdiği ve modern olma sorununu yeniden ele aldığı görülmektedir. Konum, kural ve sınırlarından daha emin görünen koruma alanı ise, özeleştirisini yaygın biçimde gerçekleştirememiş ve hiç geçmeyecekmiş gibi görünen 20. yüzyıl bittiğinde cevabını veremediği sorularla karşı karşıya kalmıştır.
 
MODERN MİMARLIK VE KORUMA ALANININ MİRAS SORUNSALI ÇERÇEVESİNDEKİ BİRLİKTELİĞİ
 
Modern mimarlık ve koruma alanının miras sorunsalı çerçevesindeki birlikteliğini sağlam bir zemine oturtmak, şu an itibarıyla sorunlu bir durum gibi görünse de, aslında bu gelişme, her iki alan için de bir farkındalık fırsatını içermektedir. Bu kapsamdaki tartışmalar, modern mimarlık için geçmiş üretimlerin değerlendirilebileceği, koruma alanı içinse mevcut tıkanıklıkların ve içe kapanmışlığın aşılması yönünde yeni yorumların geliştirilebileceği eleştirel-yenileyici bir süreci vadetmektedir.
 
Yukarıdaki çerçeve içinde odaklanılması gereken en önemli sorunlarından biri, modernitenin içinde var olan koruma paradigmasının “modern” yapısını sürdürüp sürdüremediği konusundadır. “Modern” kavramı, “düşüncelerdeki açıklık, özgürlük, otoritelerden bağımsızlık, en yeni düşünceler konusundaki bilgi” vb. olgulara referans verirken, modern bilim ise, “geleneksel otoriteye dayalı bilgi türlerinin gücünü yıkan, bir fenomeni anlamak için onu doğuran koşullar ile etmenlerin bilgisine başvuran, özgür tartışmaya, araştırmaya, eleştiriye dayanan ve kendi eleştirisini üretme deneyimine sahip bir eylem alanı” olarak nitelenmektedir.(9)
 
Koruma paradigması eğer modern ise, çağa karşı duyulan sorumluluk çerçevesinde, eleştirilmek, geliştirilmek ve yenilenmek zorundadır. Bir başka anlatımla, tüm modern kurgular gibi koruma alanı da, eğer herhangi bir biçimde gelenekselleşmiş – muhafazakârlaşmış - tıkanmışsa, kendi öz varlığını yıkmalı ve çağdaş parametreler çerçevesinde yeniden inşa etmelidir. Bu da koruma alanı için, “muhafaza etmek” ile “muhafazakar bir tavırda olmamak” arasındaki gerilimin iyi kurgulandığı, etkileşimlere - dönüşümlere açık bir yapı geliştirmek anlamına gelmektedir. Koruma alanındaki değer dizgelerinin sorgulanması, korunan nesnenin belirlenmesinde yararlanılan parametrelerin gözden geçirilmesi, “zaman-anlam-etik” konularındaki yönelimlerin yeniden irdelenmesi, böyle bir dönüşüm sürecinin başlangıç halkalarını oluşturacaktır.
 
Çok genelde koruma paradigması, insan uygarlığının ya da doğanın gelişme serüvenini anlatan birikimin bir parçasını teşkil ettiği halde, ortadan kalkma tehlikesi içinde bulunan nesnelerle ilgilenmektedir. Geniş bir bakış açısı içerisinde, aslında herşey bu birikimin bir parçasıdır. Ancak herşeyi koruyabilmek mümkün olmadığı için, koruma paradigması çeşitli nitelemeler ve değer sistemleri ile çalışmaktadır. Yapılanmış mekânda, bir anlayışın ya da biçimin artık tekrarlanmamakta olması, beraberinde yokolma tehlikesini de getirdiğinden, böyle bir nesnenin koruma konusu haline gelebileceğini söylemek mümkündür. Koruma alanı, geçmişe ve geleneksele referansla korunan nesneyi, “Barok mimarlık, Osmanlı dönemi yapısı, 19. yüzyıl binası, Safranbolu evi vb. zaman-yer-kimlik temelli aidiyet örüntüleri içinde niteleyerek değerlendirmektedir. Tarihe ait yeni okumaların, kimlik temelli yeni tartışmaların ortaya çıktığı ve “yer” kavramının sarsıldığı çağımızda ise, mevcut aidiyet örüntüleri ile değer sistemleri sorgulanırken, koruma alanı da bu kaygan zeminden etkilenmektedir. “Geçmiş” referansının yürürlükteki okumalarla kullanılamayacağı, “geleneksel” referansını da kullanmanın mümkün olmadığı modern mimarlık mirası, bu kapsamda sorgu yaratıcı en önemli olgulardan biridir.
 
Koruma paradigmasını modern mimarlık mirası bağlamında güncellemek gerektiğinde karşılaşılan en önemli açmaz, zamanla ilgilidir. Yakın döneme kadar koruma altındaki mimarlık ürünleri, birer koruma nesnesi haline gelmiş olmalarını, onları şekillendiren yaklaşımların, akıp giden zaman dizgesinde sona ermesine, daha geniş bir bakış açısından da arka planlarındaki sosyo-ekonomik, kültürel, politik vb. örüntülerin dönüşmesine ya da ortadan kalkmasına borçlu olmuşlardır. Yokolmuş ya da keskin bir kırılmayla yön değiştirmiş uygarlıklar, dönemini tamamlamış üsluplar vb. son bulma durumları, koruma alanı için netlik sağlayan gelişmeler sayılmıştır. Nihayetlenme durumu ne kadar belirginse, koruma alanı da mekân üzerindeki öngörülerinden o kadar emin olmuştur. Yaygın anlayışa göre korunan “eski, dönemini tamamlamış, tarihe ait”tir. 19. yüzyılın sonuna kadar tarihlenen kent dokuları ve mimarlıklara yönelik koruma statüsünün mutlaklığı bundandır.
 
Bu bakış açısı içerisinde, 19. yüzyıldaki modern arayışlar da ihmal edilmekte ve 20. yüzyıl, modernist üslup ile özdeşleştirilen bir modern mimarlığın damgasını vurduğu “yeni” bir süreç olarak nitelenmektedir. Sadece mekânın değil, yaşantıya ait tüm örüntülerin dönüştüğü modern zaman, bir türlü geçmişe ait olamamakta, ruhunu koruyarak şekilden şekile girmekte ve varlığını sürdürmektedir. Üstelik 20. yüzyıl bittiği halde, modern anlayış sona ermemiş, modern mimarlıkların bir kısmı yok olup gittiği halde, bir üst yapı olarak modern mimarlık ortadan kalkmamıştır. Bu süregelme durumu, koruma alanının şimdiye kadar kullandığı zaman kavrayışını sarsmaktadır.
 
Zaman kavrayışının sarsılmasına bağlı olarak, koruma paradigmasının tarihle kurduğu ilişki de yeniden tariflenmek durumundadır. Ancak tarih alanının da kendi içinde yöntem ve yaklaşım tartışmaları yaşaması, tarihsellik üzerinden değer tayin etmeye eğilimli koruma alanının işini güçleştirmektedir. Bir bölümünün artık tarihe ait olduğu kabullenilemeyen modern konu olduğunda ise, bu sorun büsbütün içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Tanyeli, geç modernleşmiş toplumlarda modernleşmeyi vareden dönüşüm ve başkalaşımların tarihinin kolay yazılamayacağını öne sürerek, modernleşmenin bilgisinin geleneksel bellek yapıları içinde korunabileceği yanılgısı üzerinden tarih yazımındaki boşluklara ve sorunlara işaret etmektedir.(10) Cengizkan da, modernlik durumunun yalnızca yeni yaratılacak ve tasarlanacak olana ilişkin bir değerler konumu değil, geçmişi yeniden elde ederken, tarih yazarken de korunması gereken bir konum olduğunu belirterek, bu kapsamdaki sorunlarla birlikte, yakın tarihin mimarları, yapıları, üretim süreçleri hakkındaki çalışmaların ihmal edildiğine değinmektedir.(11) Tarih yazımı sorunlu ya da yetersiz olduğunda, tarihsellik üzerinden değer tarifleyen koruma alanında sorun yaşanılması da kaçınılmazdır.
 
Koruma ve tarih alanlarındaki popüler anlayış, üst-genel-kesin okumaları öne çıkarmakta, takvimsel ya da politik-idari merkezli dönüşümlerin bir nihayetlenme durumuna karşılık geldiğini varsaymaktadır. Bu tür yaklaşımlar, karmaşık bir yapı içeren insan-yaşam-mekân ilişkilerini açıklayamadığı gibi, gerçek değer tarifleri oluşturmaya yardımcı olamamaktadır. Koruma alanı da, “yeni-çok boyutlu” tarih yazılımlarından da yararlanarak, “yeni-çok boyutlu” bir değer sistemi tesis etmelidir. Zaman dizgesindeki herhangi bir dönem-uygarlık-mimarlık yaklaşımı vb. olgu için tarihsel bir sonlanma ilan edildiğinde, aslında kesin bir nihayet gerçekleşmediği gibi, yeni gelen geçmiştekinden ayrı durmayı seçse bile, bir biçimde eskisinin üzerine katmanlanmaktadır. Çok sayıda girdinin içiçe geçtiği ve hızın yüksek olduğu modern zamanlarda, ayrılma noktalarını tespit etmek büsbütün zor hale gelmiştir. Böyle bir ortamda korumaya yönelik değer sistemlerini oluştururken, “kesin nihayetlenmeler” üzerinden okumalar yapmak yerine, “süreklilikler-kırılmalar” gerilimi üzerinde öngörüler geliştirmek daha sağlıklı olacaktır.
 
Koruma paradigmasının yaşadığı bir sorun da, bu alandaki anlam üretimi ile ilgilidir. Koruma, modernite sürecinde disipliner bir yapı haline gelirken, hangi nesnenin, ne amaçla koruma altına alındığı konusu da, bu alanın kendi içerisinde ve toplumla yürüttüğü sürekli bir hesaplaşmaya dönüşmüştür. Süreç içinde, koruma düşüncesinin özünü gizleyen ya da popülerleştirilmiş tanımların ortamda yaygınlaştığı ve korunan nesne aracılığıyla iletilen anlamın kayganlaştığı görülmektedir. Koruma konusundaki en yaygın söylem, bir nesnenin “eski” ya da “tarihî” sıfatıyla ve “onu gelecek nesillere aktarmanın bir görev olması” dolayısıyla korunduğudur. Ancak koruma paradigması uzun zamandır, “tarihî-eski” olanın değil, “kültürel” olanın korunmasını öngörmekte, kültürü de yapay biçimde soylulaştırılmış kültür çerçevelerinden ötede bir bağlam olarak anlamaktadır. Korunan nesnenin içerdiği anlamı dürüstçe ortaya koyarak, geleceğe referans veren üst öngörüleri vurgulamanın yanısıra, koruma ideallerinin birey ve gündelik yaşantısı ile olan ilişkisini güçlendirmek, daha gerçekçi ve modern tavra daha uygundur. Korumanın amacı konusundaki vurgu “ zamanın ve mekânın bilgisine ulaşmak”, “bireysel ve toplumsal dünyaları zenginleştirmek”, “zamanın ve mekânın içinde aidiyet sağlayabilmek” gibi yaşamsal nedenlere yönlendirildiğinde, hem birey kendisini bu alanda daha kolay konumlandırabilecek, hem de katı tarihselliklerin ağırlığından kurtulan yeni miraslar kendilerine koruma statüsü içinde yer bulabilecektir. Koruma paradigması, öngördüğü kavram, tanım, amaç, ideallerini ve bunlar aracılığıyla ürettiği anlamı güncellerken, çağdaşlaştırdığı yönelimlerini de topluma deklare etmelidir.
 
Koruma paradigmasının moderni korumak konusundaki bir ikilemi de, değişen zaman karşısında herşeyi yenilemek ve dönüştürmek isteyen bir dünya görüşünü yansıtan mimarlığı yaşatmaya çalışmakla ilgilidir. 20. yüzyılın içerisinde çeşitlilikler barındıran modern mimarlık paradigması, fütürist mimarlık örneğinde olduğu gibi, kentleri dinamik şantiyeler gibi düşünen, kendisinden önceki mimarlığın ve kendisinin de korunmasına karşı çıkarak, başlıca özelliğini eskime ve geçicilik olarak belirleyen, her neslin kendi kentini inşa etmesini savunan yaklaşımları da içermektedir. Kahn da, mekânın doğasında ruh ve belirli bir biçimde varolma istencinin yattığını ve tasarımın bu istenci izlemesi gerektiğini öne sürer.(12) Modern mimarlığın tarihe malolmaya başlamış olan bölümünün, varoluşunu kuramsal olarak belirlemiş ve açıklamış olduğu düşünüldüğünde, bu mimarlığın gelecekteki “koruma-dönüşüm-yeniden tasarlanma” problemi karşısında nasıl bir yeni varoluşu tercih edeceği sorusu, barındırdığı kuramsal-etik tartışmalar ve vadettiği büyük gerilimden dolayı koruma alanının ötelediği konulardan birini teşkil etmektedir. İrdelenmesi büyük zorluklar barındıran bu zemin, içerisinde derin tartışmalarla birlikte, geleceğin koruma anlayışına yön gösterecek ipuçlarını da saklamaktadır.
 
SONUÇ
 
Koruma paradigmasının 21. yüzyılda ne şekilde dönüşeceğine ve modern mimarlık mirasının bu dönüşüm içerisinde nasıl ele alınacağına ilişkin tüm soruların, bir anda yanıtlanamayacağı açıktır. Ancak şu an önemli olan, çabuk kotarılmış yanıtlar ortaya koymaktansa, doğru soruları sormaktır. Modern mimarlık paradigmasının “çağına karşı dürüstlük öngörüsü” bu kapsamda yol göstericidir. Böyle bir çerçeve içerisinde ilk sorulması gereken soru da şudur: Koruma paradigması halen modern mi? Eğer koruma paradigması “modern” ise, “ilgi alanındaki olguları var eden koşulların bilgisi ve değişimleri paralelinde özgür tartışabilen, gelenekselleşmiş otoritelere dayalı bilginin gücünü yıkabilen, kendi eleştirisini kendi içinden üretebilen bir yönelim” çerçevesinde davranabilecek ve böyle bir yönelim içerisinde, hem modern mimarlık mirası, hem de diğer yeni miraslar-yeni koruma sorunsalları kendilerine yer bulabilecektir.
 
 
NOTLAR
 
1. Çiğdem, 2004, s.67.
2. Cevizci, 2000, s.651.
3. Tanyeli, 1997, ss.1286-1287.
4. Berman, 2002, s.27.
5. Harvey, 1999, s.29
6. Çiğdem, 2004, s.72
7. Harvey, 1999, s.60, 84-85.
8. Tanyeli, 1997 s.1506.
9. Cevizci, 2000, ss.650-651.
10. Tanyeli, 2002, s.7.
11. Cengizkan, 2002, s.9.
12. Conrads, 1991, ss.21-25, 147.
 
 
KAYNAKLAR
 
Berman, Marshall, 1994, Katı Olan Herşey Buharlaşıyor, Çev. Ü. Altuğ ve B. Peker, İletişim Yayınları, İstanbul.
 
Cengizkan, Ali, 2002, Modernin Saati, Mimarlar Derneği 1927 ve Boyut Yayıncılık ortak yayını, Ankara.
 
Cevizci, Ahmet, 2000, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul.
 
Conrads, Ulrich, 1991, 20. Yüzyıl Mimarisinde Program ve Manifestolar, Çev. S. Yavuz, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı Yayınları, Ankara.
 
Çiğdem, Ahmet, 2004, Bir İmkân Olarak Modernite, Weber ve Habermas, İletişim Yayınları, İstanbul.
 
Harvey, David, 1999, Postmodernliğin Durumu, Çev. S. Savran, Metis Yayınları, İstanbul.
 
Tanyeli, Uğur, 1997, “Modern Mimarlık”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 2, Ed. Z. Rona ve M. Beykan, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, ss.1286-1289.
 
Tanyeli, Uğur, 1997, “Postmodernizm”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 2, Ed. Z. Rona ve M. Beykan, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, ss.1506-1508.
 
Tanyeli, Uğur, 2002, “Önsöz”, Modernin Saati, Yaz. A. Cengizkan, Mimarlar Derneği 1927 ve Boyut Yayıncılık ortak yayını, Ankara.
 

Bu icerik 1866 defa görüntülenmiştir.