337
EYLÜL-EKİM 2007
 

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

DOSYA: Türkiye’de Yeni Konut Eğilimleri

  • YAYINLAR
    İpek Özbek Sönmez

    Yrd. Doç. Dr., DEÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

MİMARLIK’tan 337
İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET



KÜNYE
MİMARLIK POLİTİKASI

Mimarlık Politikaları

Yücel Gürsel

Mimar

Öne çekilmiş ve yoğunlaşmış bir seçim dönemi ve sonuçlarının, sosyal araştırmalarla da irdelenmiş verileri ışığında, uzun süreli bir örgütsel çabanın ve tartışma ortamının ürünü olan Türkiye Mimarlık Politikası belgesine, iki temel soru çerçevesinde katkıda bulunmaya çalışacağım. Birincisi, seçim dönemi tartışmalarının ve egemen politik söylemin, yalnızca terör ve savaş bağlamlı güvenlik sorunları temelinde gelişmiş olması, toplumun bu tehdit doğrultusunda koşullandırılmaya çalışılması, mimarlık politikalarında nasıl bir alternatif aks oluşturmalıdır? İkincisi, politik tartışmaların yetersizliği ve düzeysizliği, sosyal-sınıfsal gerçekliklerden ve farklılıklardan kopuk, popülist-halkçı bir söylemle sınırlı olması, ayrıca son aylarda oda platformlarında, “meslek örgütlerinin çıkar temelli olduğu, toplum yararına politika yapmadığı-yapamayacağı” şeklinde, görüşlerin dillendirilmesi karşısında, mimarlık politikalarının yaşama geçirilmesinde, sonuç almaya yönelik toplumsal güce dönüştürülmesinde, meslek politikalarının özü ile ilgili düşünsel ve yöntemsel sorunlarımız nasıl aşılabilir?

Birinci cevap olarak, Türkiye’de kalıcı ve yapısal güvenlik sorunları ve tehditleri, kentsel yerleşme süreçleri ve kalkınma politikaları temelinde ortaya çıkmakta ve biçimlenmektedir. İstanbul, dünyada güvenli kentler sıralamasında sonlarda yer almaktadır. Diyarbakır’daki kentsel güvenlik sorunları, İstanbul ve Mersin’dekilerle doğrudan bağlantılı ve etkileşim içindedir. Kentlerimizdeki, göçe dayalı nüfus yoğunlaşmaları ve yerleşmeleri, giderek daha da ağırlıklı olmak üzere, yoksulluk-varsıllık, etnik farklılıklar ve cemaat yapılanmaları temelinde ve karşıtlığında gelişmekte, çığ gibi büyüyen güvenlik sorunlarına yataklık etmektedir. Güvenlik sistemli ve duvarlı, üstelik depreme de dayanıklı lüks konut bölgeleri ve rezidansları, ikinci bir iç göç ve sosyal sürgün yaratma potansiyelli “kentsel dönüşüm” uygulamaları, sosyal yabancılaşmayı ve düşmanlığı körükleyerek, yapay politik nitelik kazanmış çatışmalı güvenlik sorunları yaratacaktır.

Duvarlara, kilitlere, tecrit edilmiş bölgelere, polisiye tedbirlere dayalı, güvenlik politikaları, sosyal ve ekonomik maliyetleri arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Temel bir güvenlik sorunu olan deprem, doğal afetler ve trafik katliamlarının yarattığı ve yaratacağı can ve mal kaybı, heveskar olunan muhtemel savaş türlerinin can kaybı ve maliyetinden kat kat fazladır.

Üstelik, doğal afetlerin, depremin, trafik kazalarının etki ve zararlarının azaltılmasına yönelik, kentleşme, yerleşme ve mimarlık politikaları, ekonomik bir kayıp yaratmak bir yana, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın kaldıraçlarıdır.

Irak savaşında bir kez daha açığa çıktığı gibi, savaşlar da ekonomik temelli bir faaliyet olup, ancak sonuçları ekonomik, sosyal ve kültürel yıkımdır. Savaş tehdidi, savaşla değil ulusal ve uluslararası politikalarla önlenebilir, önlenmelidir. Kentleşme, kırsal-tarımsal nüfusun yüzde 5’lere inmesine kadar, ancak kentlerin yenilenmesi ve yeniden yapılanması sorunları nitelik değiştirerek, daha uzak bir geleceğe kadar devam edecektir. Bu sürece karşı takınılacak tavır, bilimsel tutum, geliştirilecek politikalar ve mücadele tarzının, “ayrıcalıklı imar haklarına karşı hukuki mücadele”yle sınırlı olması yeterli değildir. Gelişen yeni durum ve koşullara karşı, toplumsal, eylemsel yeni mücadele biçimleri yaratılmaya çalışılmalıdır.

İkinci soru daha da yaşamsaldır. Mimarlık politikası belgesi, uygulanmasından sorumlu, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve örgütlenmeleri belirledikten sonra, bu politikanın hedefinin güvencesi olarak, Mimarlar Odası’nı, doğal olarak mimarları işaret etmektedir. Kuşkusuz “Türkiye Mimarlık Politikası” kendi içinde bağlantılı ve uyumlu politikalar bütünü-manzumesi olarak anlaşılmalıdır.

İlk olarak mimarlık politikaları, belirtilen kurum ve kuruluşlarla birlikte, ama öncelikle, toplumsal yapının özelliklerini, politik süreçleri, siyasi partilerin yönetimlerini, parlamento üyelerini ve siyasi iktidarları, düzenli ve sistemli olarak, kapsama ve ilişki alanına almalıdır. Seçim süreci nedeni ile yapılan sosyal araştırmalar, toplumsal yapının sürekli bir değişim içinde olduğunu, öncelikli beklentisinin, kendisine dayatıldığı gibi değil, ekonomik, demokratik ve kültürel temelli olduğunu göstermiştir.

Herhangi bir mesleki hizmet alanının ortaya çıkışı ve var olma nedeni, o alandaki toplumsal ihtiyaca bağlı ve o ihtiyacın karşılanma tarzı ile ilgilidir. Önce meslek yoktur, toplumsal ihtiyaç vardır. Mesleki tarzın gelişmesi ve çeşitlenmesi, toplumsal ihtiyacın sosyal-sınıfsal karakteri, karşılanma biçiminin nicelik ve niteliğindeki farklılıklar, bilimsel ve teknolojik olanaklar arasındaki dinamik etkileşim ve çelişkilerle belirlenir. Toplumsal ihtiyaçların, örneğin mimarlıkla bağlantılı olarak, barınma, konut, kentsel, kamusal yatırım gereklerinin ortaya çıkışı, farklı sosyal kesimlerin ihtiyaçlarının karşılanmasındaki dengesizlikler, doğrudan politik sorunları ve politikayı yaratır. Bir toplumsal ihtiyaca karşılık olan bir mesleki hizmet alanının, bu ihtiyacın karşılanma sürecindeki sorunların ve dengesizliklerin yarattığı politik alanla doğrudan bağlantılı olmaması, bu alanın dışında ya da üstünde olması mümkün değildir. Mesleki hizmet, özü itibariyle varoluşu gereği, politik alanla ve süreçle iç içedir.

1954 yılında, Demokrat Parti iktidarı sırasında ve İmar Yasası’ndan iki yıl önce çıkartılan, TMMOB Yasası’nda bile, amaç maddesinde meslek hak ve menfaatleri ile genel yarar (toplum yararı) birarada ifade edilmiştir. 1950’lerden bu yana, olmaması istenemez ve düşünülemez olan kentleşme sürecinin, plansız göçle yarattığı barınma, konut ihtiyacı, “sermaye birikimi gereği” başka yöntemlerle karşılanmadığı için, gecekonduları ortaya çıkarmış, bu süreç popülist kültürü ve politikayı belirleyegelmiştir. Mühendislik ve mimarlık hareketi, bu sürece, planlı kalkınma yolu ve yöntemi ile hizmet sunmak istemiş, istemini politik düzeyde sonuç alacak güce dönüştürememiş, 1970’lerde gecekondulaşmaya karşı çıkmak ya da desteklemek ikilemini aşamamıştır. Oysa sistem-düzen, sermaye birikimi sürecinden pay ayırmaya zorlanmadan, arsa kullanım hakkı verilerek, barınma ihtiyacı temelinde planlanabilir, bu sürece teknik hizmet sunulabilirdi.

Aynı şekilde 1980’lerin ikinci yarısından bu yana kentlerimizin gündemine gelen kentsel yıkım-dönüşüm operasyonlarına karşı, etkin ve yaygın bir toplumsal politika geliştirilememiş, mesleki hizmetin de bu alanda gelişeceği öngörülememiştir. Daha da önemlisi, 1999 Marmara depremlerinden bu yana, deprem tehdidine karşı, toplumsal duyarlılığın yükseldiği ve yaygınlaştığı süreçte, mimarlık ve mühendislik hareketi, politik etkinliği ve gücü yaygınlaştıracak ve hedeflere yönlendirecek, toplumsal ittifaklardan, ortaklıklardan ve mutabakatlardan kaçınmıştır. Bununla paralel olarak, öncelikle “ben sorumlu değilim” tutumu ile iç içe, depremde hangi “uzmanlık” alanının daha önemli olduğu yarışına girilmiş, giderek mesleki hizmetin, toplumsal ihtiyaçlarla gerçek buluşmasını gözardı eden, dar mesleki çıkar, temelli uzmanlık çatışması ortamına sürüklenilmiştir.

Bu durum ancak, mesleki politikalardaki yöntem eksikliği ve yetersizliği ile açıklanabilir. Etkin mesleki politikalar, bilimsel-sosyal araştırmalarla belirlenebilecek olan, toplumsal ve sosyal gerçeklik ve ihtiyaçlarla, mimarlıktan ve mimarlardan beklentilerle, sürekli ilişki ve etkileşim içinde geliştirilebilir. Mimarlar ve Mimarlar Odası, mesleki uğraşının niteliği gereği, toplumsal yapının, kentleşme ve yapı üretimi ile ilgili kamuda ve özeldeki kurum ve kuruluşların çeşitli kesimleri ile ilişki içindedir. Mesleki varoluş nedenimiz olan, bilgi ve becerinin geliştirilmesi, toplumla paylaşılması ve onun farklı sosyal kesimlerine hizmet olarak sunulması süreci, özünde politik ilişki alanlarıdır. Her mimarın, yaşamında ve öncelikle mesleki ilişki alanlarında, toplumun yararına olan, mesleki politikalarının, mimarlık politikalarının, toplumsal önderi olması, olmaya çalışması, politika hedeflerinin temel güvencesidir.

Bu icerik 3731 defa görüntülenmiştir.